Modern Talking Röportaj


Bu bölümde Modern Talking döneminde ve grubun dağılmasının hemen ardındaki dönemde çeşitli tarihlerde Alman medyasında ve diğer dillerde yer alan röportajlardan bir kısmını bulabilirsiniz.

• 14.09.2011 RTL-Stern TV. Thomas Anders, son kitabı hakkında konuşuyor. Bölüm-1 & Bölüm-2
• Thomas Anders ile söyleşi (Ibiza Heute, 2004 mayıs sayısı)
• Spiegel Online adlı sitede 2 Nisan 2004'te yer alan Thomas Anders ile röportaj
• 29 Eylül 2003 tarihinde Alman Stern dergisinde, Bohlen ile yapılan sohbet niteliğideki yazı
• Müller Party'ye katılanlar ve Dieter Bohlen arasında chat
• Tagespiegel'de Thomas Anders röportajı 02.07.2003
• Die Zeit (Sayı 26), 18.06.2003 Thomas Anders
• 9 Haziran 2003. Bild gazetesinde Dieter Bohlen ile röportaj
• Die illustrierte Partizip'de yer alan Thomas Anders Röportajı
• Thomas Anders ile Söyleşi (Mittelbadische Presse/ Baden Online 31.03.2003)
• Thomas Anders ile Röportaj, Bunte Dergisi Ağustos 2002
• Modern Talking ile "Victory" üzerine söyleşi
• Thomas Anders, Röportaj (Berliner Zeitung, 09.03.2002)
• "America" albümünün ardından Thomas ile yapılmış söyleşiden alıntılar
• Chat Protokolünde Dieter Bohlen

Thomas Anders ile adadaki yazlık evinde yaptığımız söyleşi "Bu kadar... İbiza mı? Asla!"
İlk İbiza deneyimleri gerçekten iyi değildi.
• Thomas Anders ile söyleşi
(Ibiza Heute, 2004 mayıs sayısı)

Redaktörler: Wiltrud Swetje, Dieter Abholte
Almanca'dan Çeviri: Kamil KOÇAK

Thomas Anders ile adadaki yazlık evinde yaptığımız söyleşi "Bu kadar... İbiza mı? Asla!"
İlk İbiza deneyimleri gerçekten iyi değildi.

Thomas Anders, Dieter Bohlen'den ayrılmasından sonra böylesine talep görmemişti: Kabel 1 adlı kanalda "Best of Formel Eins" adlı programı hazırlıyor. St.Petersburg'da ve Kremlin'de konserler veriyor. Bizzat destek verdiği şarkıcı adayı Max, Almanya "Eurovision" elemelerini geçiyor ve Stefan Raab tarafından görücüye çıkarılıyor.

Bunun dışında Thomas, Haziran'da Berlin ve Oberhausen'de iki büyük konser verecek. Ve yeni CD'si "This Time" müzik pazarında.
Stüdyo ve sahne arasında bir yaşam. Heyecan içinde bir yaşam ama Thomas Anders kendisi ve ailesi için bir huzur noktasına sahip: İbiza'daki evi. Söyleşi için orada buluştuk.

Talamanca'nın üzerindeki tepede yer alan müstakil evin yeşil kapısının üstünde bir isim bulunmuyor. Zil düğmesinin yanında da kameranın gözü var. Arkadaşları bu evi biliyor. Eğer yabancı misafirler gelirse, Thomas Anders'in eşi Claudia kapının önüne tahtadan bir ördek koyuyor ki yabancılar adresi bulabilsin.

Güzel bir ev, fakat Thomas Anders'in eşi Claudia ve oğlu Alexander(2) ile yaşadığı belli olan, zenginliği ile övünen bir yapı değil.

Oturma odasında beyaz bir oturma grubu, yanan mumlar, siyah bir kuyruklu piyano, çok sayıda da çiçek var. Thomas Anders kanepede oturuyor, oğlu Alexander etrafta dolaşıyor, Claudia ise bize çay servisi yapıyor. Bu üçlünün, İbiza'da kendilerini mutlu hissettikleri sezilebiliyor. Bununla beraber İbiza ve Thomas Anders sonu mutlulukla bitmeyen bir hikayeye de sahip. Thomas anlatıyor:

"Adayla ilgili hikayem korkunç bir şekilde başlıyor. 1986 yılında önceki eşimle beraber ilk defa gelmiştim buraya. Fırtınalı bir yağmur vardı, adanın tek 5 yıldızlı oteli Sant Miquel'deki La Hacienda otelindeydik. Fakat bunun iki zararı vardı: Birincisi, bu otel dünyanın sonunda yer alıyor, ikincisi de insanlar bizim 23 dolaylarındaki yaşımızla ilgilenmiyordu. Yaş ortalamasını 85'e düşürmüştük.

Bir diskoya olan gezimiz de olumlu bir sonuç vermedi: Çok insanın olduğu, çok hareketli diskolarda durmam ben. İki gün sonra da geri döndük. Ve dedim ki: Bu kadar... İbiza mı? Asla!"

Altı yıl önce Thomas, adaya tekrar geldi, bu sefer şu andaki eşi Claudia ile beraber: "Arkadaşlarımızı ziyarete gelmiştik ve bambaşka bir adayı tanımış olduk. Klişelerin ötesinde. Bu yıl da altı defa geldik buraya, ev aradık kendimize, fakat hepsi hoşumuza gitmedi. Deniz manzarası istiyorduk, fakat eflakta bir ev olmamalıydı."

Sonra rüyalardaki ev bulundu: Talamanca'nın yukarısındaki kayalıkların üzerine inşa edilmişti ev. Anders'ler eve bakıyorlardı. Sonbaharın bitimiydi, biraz soğuk ve yağmurlu. Bu onların şansıydı: Çünkü şunu tespit etmişlerdi: Kalorifer birşey yapmıyordu! Sıcak su da yoktu! Ve havuz da masaj yapmıyordu, aksine içindeki suyu alttaki kulübeye sızıyordu.

Thomas Anders bir olayı hatırladı: "Çok soğuktu, saat ikide arabadaydık. Kalorifer sonuna kadar açıktı. Adanın üstünde yol alıyorduk, donmamak için. Sonra biri geldi ve evin yasal olarak inşa edilmemiş olduğunu söyledi, biz de adayı terk ettik."

Fakat Anders'e farklı gelen bir konu da vardı: Bundan iki yıl önce Thomas "Welt am Sonntag"daki yazılarında şunları söylüyordu: "Talamanca'da iyi bir konumda ev satın almak!" Koblenz'e gizlice fotoğraflar geliyordu: "O anda dedik ki: Evet, işte bu! Bir buçuk yıldır bu evin sahibiyiz. Yerini seviyorum buranın, çok güzel ve Eivissa'nın yakınında.

Peki Claudia ve Thomas neden Mallorca yerine Ibiza'yı seçtiler? Şarkıcının cevabı: "Mallorca korkunç derecede zorlayıcı. Sanki prodüktörün tabağındaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Buna ihtiyaç da olabilir, olmayabilir de. Bir çok star bunu hissetmediği zaman kendisini boş hissediyor. Bu dikkat çekme ve görülmeyi... Daha kahvaltıdayken iyi bir şey giymelisiniz, plajda iyi görünmelisiniz, akşam da öyle. Bu sadece çok zorlayıcı, buna ihtiyacım yok, yıllarca yaptım ben bunu! Ibiza'ya az bir eşya ile gelirsiniz: Rahat gömlekler, pantolonlar, T-shirt'ler, bir kaç sağlam ayakkabı ve iki çift eski kundura, böylesine rahat."

Thomas devam ediyor: "Ve burada insan tamamen sessizliğe bırakılıyor. Biz Botafoch'da da oturduk, Eros Ramazotti ve Michelle'nin masasının yanında. Sonra Kate Moss koşarak geçti oradan ve önde de Valentino köpekleriyle beraber geçti gitti. Bunu kimse görmüyor, kimsenin dikkatini çekmiyor, bu inanılmaz. Ya da Schumi yatıyla kıyıya yaklaşıyor, ailesi içinde, bir çocuk önde, kimseyi ilgilendirmiyor bu. Kısaca bu güzel bir şey!"

Peki Claudia Anders ada hakkında ne düşünüyor?

"İbiza'da hayat ve hayatı bırakmak var" diyor. "Bu durumu tamamen enteresan buluyorum, insanların nasıl bir karışım oluşturduğunu: Sanatçılar, toplumun önde gelen kişileri ya da starlar. Hepsi birarada."

Ama Claudia ve Thomas Anders'in burada bulduğu en önemli şey huzur. Stresten uzak. Thomas yeterince strese sahip. Geçmiş 85 günden 63'ünde işi için yollardaymış. Sahne almalar, sözler, konserler, "Best Of Formel Eins" programını hazırlama. Bu yayın süper bir kitleye sahip, 1.5 milyon seyirci. Thomas gülümsüyor: "Farklı birşeyler yapmak güzel. İnsanların sadece şarkı söylememi değil, programı da yapabilmemi görmesi güzel. Bunlar benim için de teşvik oluyor."

Randevu defteri tamamen dolu Anders'in: Rusya'da gala konserleri, Kremlin ve St.Petersburg'da 7000 veya 9000 insanla beraber. Buna basında yer almalar, TV programları da ekleniyor. Daha Almanya'daki konserlere de hazırlanması gerekli. Bir de "Holiday on Ice" adlı yeni bir beste üzerinde de çalışıyor. Neyin üzerine başarısını tekrar devam ettiriyor peki?

"İnanıyorum ki, kim çok çalışıyorsa başarıyı da kazanır sözünü söylemek çok basit olurdu. Burada daha fazla konu var: Modern Talking'in sonlanmasından ve Dieter Bohlen'den ayrılmamdan sonra odak noktası oldum. Çok kişi gelip aynı şeyleri sordular: Bunu mu ya da şunu mu yapmak istersin? Önceden belki şunu düşünüyorlardı: "Thomas çok şey yapmalı!" ve bana da bunu sorma gereği görmüyorlardı. Modern Talking zamanlarında solo olarak sahneye çıkamazdım bile."

Dürüst olarak tanınan Thomas Anders, ex partneri Dieter Bohlen hakkında da konuşuyor, Bohlen'in kitabına dayanarak: "Onun için İbiza büyük ihtimalle bir kabus olur, büyük ihtimalle bir krize girerdi o. Çünkü burada kimse kimsenin dikkatini çekmiyor, ve o gelince de kimse bakmaz."

Thomas'ın eşi Claudia da ekliyor: "Thomas'ın partneri olarak ben, bu birlikte çalışmanın noktalanmasından çok mutluyum. Sonunda bir tek sanatçı kaldı: Dieter Bohlen! O öylesine az saygılı davrandı ki etrafındakilere karşı. İlk kitabından sonra şu soru sorulmalıydı: Bu insanla hala da bir sahne paylaşılabilir miydi?

Kim on iki yıl beraber yaşadığı kız arkadaşı hakkında, saf aptal ve alkolik diyebilir ki! Eğer bu, yıllarca süren bir birlikteliğin teşekkürü ise..." Claudia cümlenin devamını getirmiyor, sadece başını sallıyor.

Tekrar İbiza'ya: Anders ailesi adayı seviyor, denizi de Formentera'yı da. Burada arkadaşlarıyla beraber bir yat da kiralamışlar. "Yat gerçekten çok lüks, ama konu arkadaşlarla ve ailelerle beraber iyi vakit geçirmek." şeklinde görüş belirtiyor Thomas Anders.

O ve eşi iyi yemekleri de seviyorlar. "El Pato", "Tu Casa", "Ocean Drive", "Can Gall", "Casa Colonial", "Banyan Palace" ya da akşamüstü güneşinde "Yemanja" Cala Jondal'da tercih ettikleri adresler.

Anders'lerin İbiza'daki hayatları, iki yaşındaki oğulları Alexander ile değişmiş. "Eskiden plaja inerdik, insanlarla buluşurduk, akşam yemeği için sözleşirdik, genelde de saat 23'ten önce olmazdı. Şimdi Alexnader ile öğlenleri plaja gidiyoruz, akşamları burada bir salata yiyoruz. Evdeyiz genelde."
Ve bu da çok meşgul olan Thomas Anders için bir tür dinlenme.

Bunun dışında, gelecek konserleri 11 Haziran'da Berlin, Columbia Halle'de, 12'sinde de Oberhausen Arena'da.

15 Mayıs'ta da Thomas Anders, Eurovision final gecesinde Hamburg'da büyük bir partinin moderatörlüğünü yapacak.

Çalışmadan da İbiza'da yürümez işler, bu yüzden Thomas Anders bu tatil evinde elektro bir piyanoya sahip.

• Spiegel Online adlı sitede 2 Nisan 2004'te yer alan Thomas Anders ile röportaj
Röportaj: Jörg Schallenberg
Almanca'dan Çeviri: Kamil Koçak

"İnsanlar bu Casting programını sevdiler"

Thomas Anders, Modern Talking'in eski solisti, şimdi de efsane haline gelmiş "Formel Eins" adlı programın yeniden dirilmesi için -eskiden kötü anılara sahip olmasına rağmen- moderatörlük yapıyor. Spiegel Online'de Anders, neden TV moderatörlüğünde geriye bakılmaması gerektiğini, "Nora" kolyesinin nasıl ortaya çıktığını ve Dieter Bohlen hakkındaki görüşlerini anlatıyor.

SPIEGEL ONLINE: Sayın Anders, şu sıralar şaşırtıcı derecede aktifsiniz. Önce Stefan Raab ile kızakla kaydınız sonra, Max ile beraber Grand Prix programına gönderildiniz, şimdi de "Formel Eins" adlı programın moderratörlüğünü yapıyorsunuz. ProSiebenSat.1 ile imzaladığınız şözleşmenin içerğinde daha neler var?

Thomas Anders: ProSiebenSat.1 ile bir sözleşmem yok, bu sadece mutlu durumların birbiri ile bağlantısı sadece. Stefan Raab'ı on yıldır tanıyorum, bana Grand Prix'te yer alıp alamaycağımı sormuştu, kabul ettikten sonra da diğer programda da yer buldum.

SPIEGEL ONLINE: Peki Kabel 1 adlı TV kanalı, "Formel Eins" adlı program için moderatör olarak sizi seçti, zaten bir dolu orijinal moderatör varken.

Anders: Evet, işte bu yüzden. Çünkü o kişilerin içinden hiçbiri ön planda olmak zorunda olmadığı için... Onlar, arka plandan gayet iyi şekilde yayını sürdürürler, ama yayıyını da berberinde götüren birisine ihtiyaç da var.Ja, eben. Kabel 1, ünlü bir yüzün yanında, 80li yılları da simgeleyen ve iyi de konuşabilen birisini arıyordu.

SPIEGEL ONLINE: Bu biraz kandırıcı gibi kulağa geliyor. Her şeyden önce size eskiden, Modern Talking zamanlarındayken iyi davranılmazdı.

Anders: Yayınlar esnasında bu durumla karşı karşıya kalmadık. İster seksenlerde olun, ister şimdi değişen birşey olmaz. Şimdiki moderatörler hem evcil hem de birisinin elini hemen ısırabiliyorlar. Sonradan şahit olduğumuz gibi, programın yapım aşamasından önce birdenbire çok uçlarda noktalar dikkat çekerdi ve bunlar sonradan anlaşılır şekilde sunulurdu.

SPIEGEL ONLINE: Açıkça ikiyüzlülük değil mi?

Anders: Yani, böyle çok insan yok mu? Her durumda moderatörlerde sürekli genişleyen sanattan uzaklaşma havası var. Önce size dalkavukluk ederler, siz de nereye gittiğinizi anlarsınız, ama sırtınızı döndüğünüzde, arkalarında iz bırakırlar... Bu da bir nevi yüreksizliktir. Köşe yazarları, röportajlarında farklı davranmazlar neredeyse. Köpek havladığı zaman onların umurunda değildir bile...

SPIEGEL ONLINE: Fakat şimdi Siz bu moderatörlerle çalışmak zorundasınız, bunun için barış çubuğu tüttürdünüz mü hiç?

Anders: Bunu daha ziyade olarak sportmenlik olarak görüyorum. Modern Talking için inanılmaz derecede değersiz söler söylendi, bizler tamamen kutuplaştırıldık yani. Ve eğer Stefanie Tücking şimdi rock yapıyorsa, tabii ki bizi iyi bulmayacaktır.

SPIEGEL ONLINE: Eskiden bazı insanların sizden nefret ettiğini kavrar mıydınız hiç?

Anders: Açıkçası birisi müzik yapıyor diye ya da bu yüzden başarılı ve milyonlarca plak satıyor diye, o kişiden nefret etmeyi hiç anlayamamışımdır.

SPIEGEL ONLINE: Punk grubu "Die Goldenen Zitronen"(Altın limonlar) eskiden "Thomas Anders'in öldüğü gün" adlı bir şarkı seslendirmişti. Bunu şakavari mi buldunuz yoksa tehditkar mı?

Anders: Ah, benim umrumda değil bile, çoktan geçip gitmiş. Thomas Anders süper başarılı olmuş bir ikilinin parçasıydı ve adımı kullanarak popülarite kazanmayı denemişlerdi. Fakat kişi kendine şu soruyu sormalı: Bugün Altın Limonlar nerede, Thomas Anders nerede?

SPIEGEL ONLINE: "Formel Eins" programına çıktığınızda nasıl algılandığınız konusunda korku duymuyor musunuz eskilerle karşılaştırdığınızda? Nazik, komik...

Anders: Evet, tabii ki! Ama herkes seksenli yıllarda komik gözüküyordu. Kimliğinizdeki resme bakın lütfen.

SPIEGEL ONLINE: Daha iyi değil.

Anders: İşte... Ama en azından renkli ve komik bir onyıldı... Ben doksanlı yılların ne olarak algılandığını düşünüyorum. Eğer, doksanlı yılların resmini yapsaydım, herkesin koyu gri giyindiği açık gri bir resim yapardım.

SPIEGEL ONLINE: O halde seksenli yıllarda kalalım. Sizin en vahim moda eksiğiniz "Nora" kolyesiydi. Bu fikri siz kendiniz mi bulmuştunuz?

Anders: Bu biraz taşkınlıktan gelmişti... Tatilde havuzun kenarındaydık. Udo Lindenberg üstünde büyük harflerle "Panik" yazan bir kemer taşıyordu, o sırada da fikir aklımıza geldi, ben de "Nora" kolyesini yapayım dedim. Önceden de Nora'nın eleştiriler gözlerle yoklanacağını biliyorduk. Eğer ne sonuçlar yaratacağını bilseydim asla takmazdım o kolyeyi.

SPIEGEL ONLINE: Almanya'nın yeni Eurovision temsilcisi Max ile birlikte yeni bir moda ölçütü ortaya koydunuz.

Anders: Size birşey demeli miyim? İnsanlar bu casting olayını çok sevdiler. İnsanlar artık klişeleşmiş yüzleri ve elbiseleri çekemiyor. Birdenbire karşılarına kilise şenliklerinde sahneye çıkmış tipe sahip kişiler çıkıyor karşılarına. Ona dedim ki, İstanbul'da o yüz pudrasıyla bayağı sıcak olacaktır onun için.

SPIEGEL ONLINE: Stefan Raab'ı bu kadar tanıyorsanız, ona hiç sizi de Eurovision şarkı yarışmasına sokup sokamayacağını sormadınız mı?

SPIEGEL ONLINE: Hiç mi sormadınız?

Anders: Benim için düşüş noktası, yeni yetişen bir yeteneğinkinden farklı. Bu durumu Sabrina Setlur'da görebiliyorum, bir zamanlar Alman Rap'inin örnek şarkıcısı gösteriliyordu. Şarkı yarışmasındaki başarısızlığı ile de en büyük kaybeden olarak gösterildi. Bunun için yanlış bir şey de yapmadı. Eğer şimdi katılsam ve ikinci olsam, benim başıma da aynısı gelecektir. Eğer kazanırsam da: Ah, birileri planlamıştır olacaktır.

SPIEGEL ONLINE: Yeni bir CD çıkardınız piyasaya, Modern Talking'ten daha farklı bir tarzı var gibi. Dieter Bohlen'in daha iyi olan tarafı olarak sayılmak ve hep onun şarkılarını söylemek sizi sıkmadı mı hiç?

Anders: Hayır. Eğer bir grupta yer almış başarılı sanatçılar gruptan ayrıldıktan sonra "Hah, kendimi şimdi özgür hissediyorum ve her zaman yapmak istediklerimi yapabilirim diyorlarsa, bunu çok korkunç bulurum. Kim onları zorlamış ki? Her sözleşme yenilemede şunu diyebilirim değil mi: Hayır, artık devam etmek istemiyorum. Modern Talking'i ikinci defa canlandırmak zorunda değildim. Fakat bunu istiyordum ben! Modern Talking hoşuma gidiyor, müziğini hala seviyorum, bununla birlikte müzik tarihi de yazdık.

SPIEGEL ONLINE: Bir geri dönüş daha olacak mı?

Anders: Geri dönüş... Bizim medyamızda bu biraz kaba bir hal aldı. Eğer yaz aylarında tatil yapıyorsanız, ondan sonra kendi geri dönüşünüzü de hazırlamalısınız. Gerçekçi olalım: Eğer bu konuda söz vermiş olmasam, Dieter Bohlen hakkında kişisel hiçbir düşüncemi de açıklamam. Kitabında benim hakkımda anlattığı hikayelerle ilgili konu sonbaharda kapandı. Şimdi avukatlar bununla ilgileniyor.

SPIEGEL ONLINE: Bir rövanş söz konusu olmayacak mı? Dieter Bohlen hakkında yeterince kötü hikaye vardır anlatılacak değil mi?

Anders: Sonra da ben ondan daha iyi durumda olmam. Niveau'dan beri aramızda bir kaç basamak olduğuna inanıyorum. Kitap yazma konusunda birkaç önerim vardı, fakat onun önceliği olması konusu vardı tabii. Fakat o kendi başına yaptı herşeyi, ben bunu yapmak zorunda değilim. Bu benim sanatım da değil aynı zamanda. Böylesine göze girme çabalarında değilim ben ve sahte tavırlara da girip ikiyüzlülük yapmak istemem. En güzeli ise: Dieter Bohlen de sahte tavırlara girip ikiyüzlülük yapmıyor. O zaten öyle...

• 29 Eylül 2003 tarihinde Alman Stern dergisinde, Bohlen ile yapılan sohbet niteliğideki yazı:
Herşey Bohlen mi, ya da ne?


Söyleşiyi yapan Hannes Ross
Almanca'dan çeviri : Kamil Koçak

Tabii ki Dieter Bohlen kendisini dünyanın merkezi gibi her zaman hissetmedi. Eskiden, 1967 baharında bu boktan kapitalist dünyadan bir gün bir kardeşçe bir dünya olacağına hala inanıyordu. Daha 13 yaşındaydı ve Oldenburg'un dış mahallelerinden birinde yaşıyordu. "Bild" gazetesini değil, aksine Karl Marx'ın tapınılan kitabı "Das Kapital"i okuyordu. Ve bir Mercedes köy sokağından geçerken küçük Dieter yüksek sesle "parti kodamanının boktan külüstür arabası!" diye bağırıyordu arkasından.

Aptalca olan sadece, babası Hans'ın müteahhit olmasıydı. 200 işçi emrinde çalışıyordu. Ve bu da yetmezmiş gibi baba Hans da "parti kodamanının boktan" Mercedes'ini sürüyordu. Birşeyler gerçekleşmeliydi. Böylece Dieter Bohlen bir öğleden sonra evinin çatısına çıktı ve kendi devrimini ilan etti. Eğrilmiş antene orak ve çekiçli komünist bayrağı çekti. Bayrak aşağı inmeliydi ve Dieter de banyoya, firma sahibi Bohlen'in oğlunu hak ve düzen konusunda şiddetle azarladığı yere...

Belki o gün, Bohlen'in sağ ya da solun, muhafazakar ya da sosyalın önemli olmadığını anladığı gündü. Bunlar sadece, aptalca gevezelik edenler için boş simgelerdi. Eğer hayatta sağ kalınmak isteniyorsa, güvenilebilecek tek kişi vardır: kişinin kendisi. Ve sadece bir sabite güvenilmeli: yukarıda kalabilmek.

36 yıl sonra Dieter Bohlen Hamburg'daki bir restoranda oturuyor. "Hey sen oradaki, dilbalığınız var mı? Açım be!" şeklinde masasına yaklaşan genç bir garsona sesleniyor. Yaşlı bir çift de korkmuş şekilde bakınıyor. Adam sessizce şu cümleyi fısıldıyor: "Bu Dieter Bohlen!" ve eşi de anlamış bir vaziyette başıyla onaylıyor. Bohlen, insanların baktığını biliyor. Onlar, Bohlen'i tanıdılar, bu yüzden ödüllendirilmeliler. Cebinden mobil telefonunu çıkarıyor ve reklam anlaşması yaptığı GSM operatör firmasının avukatıyla yüksek sesle konuşmaya başlıyor. "Reklamda telefonu Beckenbauer gibi yüksekte tutmam" diyor. "Bunun için bir dağ keçisine sahip değilim, bu megaboktan bir şey!" Mutlu bir şekilde cep telefonunu yerine koyuyor.

Şimdi oradaki herkes kiminle orada oturduklarını biliyorlar. Dieter Bohlen yıllarca güçlülerin ve ciddi insanların saygısının özlemini çekti. O her zaman ulusun göt deliğiydi sadece çünkü. Gıcırdayan lastikleriyle Ferrari'sini diskoteklerin önünen park eden ve içeride kendisini genç, seksi ve kariyer yapmış kızlara hayran bırakan gösterişçi popçu. Her zaman herkese kendisinin iyi bir turna balığı olduğunu göstermek zorundaydı. Bulvar basınını Hamburg yakınlarındaki Tötensen'deki villasına davet eder ve zenginliğini gösterirdi, her zaman bir fiyat verişle: 25.000 Euro kullanılmış bir Rolls-Royce için, 40.000 Euro'ya bir şömine, 13.000 Euro'ya bir Rolex. Önceki hayat arkadaşı Nadja Abd El Farrag için "Temizlikçi kadına ihtiyacım yok - kız arkadaşım Naddel var ya" şeklinde konuşmuş olan Dieter Bohlen duygulu insanlar için bu yüzden modern proleteryanın doruk noktasıydı.

Fakat Dieter Bohlen'in hayatında bir şey vukubulmuş olmalıydı. TV kanalı RTL kendi seyircisine, Bohlen ya da Schröder'den hangisinin Almanya'yı krizden daha iyi çıkaracağını sorduğunda yüzde 85lik kesimin düşüncesi müzik yapımcısından yanaydı. Birdenbire adının önüne yeni sıfatlar geldi: "Bild" için artık "Pop-Titan"dı, "Focus" onu "Tüm sanat eseri", "Süddeutsche Zeitung" ise "bir milli miras" olarak tanımlıyordu. Bohlen şimdi çok seyrek magazin ağırlıklı "Gala"ya konuşuyor ve iş dünyası ile ilgili olan "Handelsblatt"a nasıl sinerji birleştirilir ve networking işletilir konularını anlatmayı daha çok seviyor. O bir yapıcı; neye el atarsa başarıyla sonuçlanıyor. Belki insanlar, Bohlen'in davranışları göze çarpan Bavyeralı, Daniel Küblböck adlı bir Teenager'dan bir popstar yaptığı için, Almanya'yı da pislikten çıkarabileceğine inanıyorlar.

Bununla beraber kendisine bu gözle bakıldığı için Bohlen kendisini değiştirmedi. Her çağın zihniyetine karşı dayanıklı; "Modern Talking" zamanlarından beri sahip olduğu boyalı sarı saç tutamlarını hala kafasında taşıyor. Hala da çok uzun süreler güneşlenmek için bankta yatıyor. Ve eğer gerçekten iyi buluyorsa birşeyi, bu seksenlerden beri Dieter Bohlen dışında kimsenin böyle düşünmediği "mega şehvet" oluyor. Ve kendisine kendi pop şarkıları hala da aynı geliyor. Birileri ona niçin insanların onu birdenbire istediklerini sorduğunda cevabı bulması uzun sürmüyor: "Basitçe insanlara karşı "mega samimiyim". Kamera önündeki ve arkasındaki Bohlen arasında hiç bir farklılık yok. Bütün herşey filtrelenmeden çıkıyor benden."

Bugün de yine böyle filtresiz bir gün. Tüm öğle öncesi fındıkkıran sırıtışını televizyon kameralarına attı. Her zaman olduğu gibi kendi kendisinin reklamını yapmak için. Alman TV kanalı RTL için, üç yıllığına bir anlaşmaya imza atıldı. Özel bir yayın hazırlıyor, başlığı: "Dieter Bohlen'in ultimativ Süperstar Şovu". Şimdi en iyi yapabildiği şeyi yapıyor: Konuşuyor. Ex sevgilisi Naddel'in herşeyi açığa vuran kitabından korkmadığını söylüyor, çünkü böyle bir kitabı Naddel'in zaten yazamayacağını düşünüyor. Ve 23 yaşındaki kız arkadaşı Estefania ile evleneceğini belirtiyor, fakat bir gün Estefania'nın onu, tekerlekli sandalye ile kayalıklardan aşağı itmesinden korkuyormuş.

RTL'nin sarışın bayan röportajcıları ona köpük ve kumaştan yapılmış renkli mikrofon topunu tuttukları zaman ona soru sorma ihtiyacı duymuyorlar. Kamera çalıştığı zaman, Bohlen harekete geçiyor. Ara vermeden, konuşmacı olmadan her zamanki sohbet havasında. Ama gerçekten mutlu olarak davranmıyor sonra. Dilbalığını mutsuz biçimde çiğnediği gibi, bir anlığına suratından o daimi sırıtışı kaçıyor. Birden bire yorgun ve yaşlı gözüküyor. "Yarın herşey sona ermiş olabilir, eğer dikkat etmezsem" diyor. Sözleri fısıldıyor kimsenin duymasına izin vermemişçesine.

Bohlen RTL'nin CEO'suna bazı konularda müteşekkir. "Deutschland sucht den Superstar" adlı casting şovundaki "Bad Guy" olarak Bohlen'i Bay Zeiler seçmiş. Örnek aldığı kişi ise programın Amerika'daki versiyonu "American Idol"da yer alan müzik prodüktörü Simon Cowell. Simon Cowell, yarışmada yer alan bir bayana "Eğer 2000 yıl önce şarkı söyleseydin, insanlar seni taşlardı" dedikten sonra Zeiler'in aklına hemen Bohlen gelmiş. Almanya'daki başka hiçbir seçkin kişinin Bohlen kadar çenesini böyle kullanamayacağını düşünmüş.

Eylül'ün başından beri Bohlen yine milyonların önünde "star yaratıcı" rolünü oynuyor. Kimse Bohlen'in yanındaki jüriyle ilgilenmiyor. Ne BMG-Music-Chief Thomas Stein'in tatsız yorumları, ne radyo yapımcısı Thomas Bug'un çekingen yargısı, ne müzik eleştirmeni Shona Fraser'in aşınmış cana yakınlığı. Onlar sadece Dieter Bohlen'in yönettiği temsil ediciler. Herkes onun "Sen ormanda el feneriyle dans eden bir kör gibi dans ediyorsun" gibi bir çift söz söylemesini bekliyor. Geçen çarşamba beş milyondan fazla kişi Casting şovu "DSDS"yi seyretti, yüzbinlerce defa Bohlen'in sözleri geçen yıl internetten indirildi.

"Zeiler'e sonsuz minnettar olmalıyım. Benim gerçekte ne olduğumu göstermeme fırsat tanıdığı için" diyor Bohlen. Fakat Bohlen gerçekte nasıl ki? O "Bild" manşetleri, skandal kitapları ve No.1 hitleri arasındaki bir medya tiyatro gösterisinin rejisörü mü? Ya da belki sadece şiddeti, başkalarının yeni bölümlerini ve yeni baskılarını tanımak için kullanan bir bulvar temsilcisi mi?

"Gerçekten 'Bild'in benim için yazdıkları hiç etki bırakmadı bende." diyor hergün Bohlen. Tötensen'deki villasının çiftçi mutfağında oturuyor. "Puschi, bana bir yeşil çay yapar mısın lütfen?" şeklinde kapıdan içeri elinde alışveriş torbaları ile giren kız arkadaşı Estefania'ya sesleniyor. Yıldırım süratiyle alınanları buzdolabına yerleştiriyor ve mutfak masasının üzerine bir fincan yeşil çayı koyuyor. Sonra tekrar gözden kayboluyor. Bir hayalet gibi. Dieter Bohlen'in önünde serilmiş bir kaç dergi var, günlük basın takibi. Sadece Bohlen'in yer aldıkları okunuyor. En çok da birkaç ay önce kapağında "Neden insanlar birdenbire Bohlen'i sevmeye başladı?" yazan TV dergisi "Hörzu" hoşuna gitmiş Bohlen'in. Röportajcılara örnek olarak, nasıl iyi bir hikaye ortaya sunmasını gösteriyor.

Evde onunla beraberken Bohlen sistemi bir bölüm anlaşılıyor. Çünkü temelde telefon hattının sim kartında iki numara var, Avrupa'nın en büyük TV yayıncısının şefi Zeiler'in ve Avrupa'daki en büyük günlük gazete "Bild"in başyazarı Kai Diekmann. Bohlen ikisi ile beraber sürekli kontak halinde, çünkü onlar Bohlen'in kendi başına pazarlama makinesini ayakta tutuyorlar. Diekmann başsayfalar, Zeiler ise yayın saatleri ile ilgileniyor.

Bu öğleden sonra da "Bild" yeni bir haberin baskısını fakslamış Bohlen'e. Bohlen, kendi başına bu baskıyı mutfak masasında düzeltiyor. Başlık: "Dieter Bohlen'in yatağında oniki dişi". Altında da RTL'nin bir programından alınmış bir resim. Hangisi daha hoş gelir kulağa, dişi mi kadın mı. Bunu soruyor Bohlen ve kendi kendine cevabı buluyor: "Kadın daha ciddi geliyor kulağa." Böylece metin, Bild'in yazı işlerine geri gönderiliyor ve ertesi gün bütün değişiklikleriyle baskıya verilecek.
Bir anda havada yakalaması gereken bir çok top var Bohlen'in: "Hinter den Kulissen" adlı ikinci kitabı bestseller kitabı "Nichts als die Wahrheit"tan sonra şu an piyasaya sürülüyor birkaç gün içinde. Beş reklam müşterisi var. Bir giyim firması, bir süt üreticisi, bir GSM operatörü bir elektronik eşya mağazalar zinciri. Yeni fotoğraflar, reklam spotları ve bestelemesi gereken cep telefonu melodileri var daha. Bunun yanında gelecek yıl sinemalarda gösterilecek olan hayatı ile ilgili çizgi film var.

Son olarak SPD politikacısı Monika Griefahn Bohlen'i Federal Kazanç Kurumu'na önerdi, Cottbus'tan bir iktisatçı ona bir konuk profesörü sundu. "Superstar"-Galibi Alexander ya da Yvonne Catterfeld gibi pop yıldızcıkları hızlı kazandıkları şöhretleri sönmeden yeni Bohlen hitleri bekliyorlar. "Herşeyle kendi başıma ilgili olmadığım için dereden aşağı iniyor" şeklinde yakınıyor Bohlen. Eskiden bir fitnes fanatiğiydi, her gün iki saat ağırlık çalışması yaparmış. Şimdi 90 kilo ağırlığında ve kendisini çok yağlı hissediyor, ama çok yüksek bir noktaya gelmeden de fitnese gitmek istemiyor şimdi. "Tereddüt sadece zaman harcatır" diyor Bohlen. O şimdi vazgeçemiyor, kontrolü de teslim edemez.

İlk haber gazetesi "Bild"de kitabından birkaç özet var. Konu Udo Jürgens, Hartmut Engler veya Eva Herman gibi seçkin kişilerle ilgili. Hikayelerin içeriği de hızlıca anlatılmış: Ben, Dieter Bohlen, bu yalancı şov türünün tek dürüst yüzüyüm. Bunu bilen zaten kitabıma da ihtiyaç duymaz. Buna rağmen bir Bestseller olabilir. Dedikodu kitapları her zaman iyi satar, toplumun seçkin kişilerinin dedikodu kitapları daha da iyi. Ve kapakta sırıtan bir Dieter Bohlen'in dedikodu kitabı da en iyisidir.

Sayfaların arasından sıcak hava çok esse bile de... Bir noktada Bohlen ciddi bir iddiada bulunuyor, şarkıcı Nena ile birlikte "takırdadığı"nın artık pek bilinmediğini belirtiyor. Şöyle olmuş olay: Bohlen'i şikayetlerden koruması gereken avukatı ve Bild'de yazarlık yapan ve sırları açığa vurma ile para kazanan, Bohlen'in co-yazarı Katja Kessler arasında bu konu hakkında yeni hikayeler oluşmuş. Önceki çalışma arkadaşı Thomas Anders'e "açgözlü, tembel ve vicdansız" olarak hakaret etmiş.

Bohlen yine epey dağıtıyor yüz ifadesini, bu sefer kimsenin gülebileceği bir durum yok. Sesi kalınlaşıyor ve birdenbire onun da olmak istediği o sevimli, anlayışlı Dieter amcadan eser kalmıyor. Eskiden kendi kendine zarar vermeden kimi yargıcın önüne çıkaracağını daha iyi bilirdi. Medyada lobi olmadan kolay fedakarlıklar... Biyografisinde önceki kız arkadaşı Naddel'i alkolik olarak belirttiği gibi... Şampanya şişelerini bahçedeki çalıların arkasına saklıyormuş.

Buna rağmen Dieter'i sevmemek zor. Bohlen çiftçi kurnazlığında bir açığa direk vurmaya sahip başkasının hıncını gideren cinsten ve Dieter insanların onun için kendilerini işe koşmasını iyi anlıyor. Onunla zaman geçiren her kişi, onun tarafından istenmek(sevilmek) istiyor.

Belki bu yakında 50 yaşına gireceği içindir, ama onda hükmeden etki, bir çocukta olan etki. Gürültücü, yosma, övüngen ve güvensiz bir çocuğun etkisi, her zaman korkusu olan ve ciddiye alınmamış bir çocuk. "Seninle beraber oturduğum şu esnada bir kaç yüz bin Euro'ya hit bestelemekten para kazanmayı isterdim." şeklinde sözler çıkıveriyor ağzından. 160 milyon plağın üstünde satış yapmış ve Almanya'nın en başarılı müzik prodüktörü sayılan bir kişinin hala kendisini böyle sert kanıtlama çabası içinde olduğunu görmek insanı şaşırtıyor.

Hiçbir zaman, en iyi müzik üreticisi olduğunu söylemeyecektir, bu kadar bir kendini beğenme olmayacaktır. "Ben sadece en başarılı olanıyım. Geri kalanlar ise sadece zevk meselesi." Villasının birinci katında bir müzik odası var. Duvarlarda altın plaklar. Duvar kağıdının boş bir yeri yok. Ve konuk odasındaki yatağın üstü de yarım düzine onlardan dolu. Bir keyboard, bir kaç çift gitar ve eski bir Grundig teyp kaydedicisi, demo şarkılarını tamamlamak için daha fazlasına ihtiyaç duymuyor. Son rötüşları ise CDlerde pek anılmayan isimsiz ses tenekecileri yapıyor.

Bohlen, masanın altında duran, içi Demo kasetleri dolu üç karton gösteriyor. "Bu küçük, büyük ve büyük bok" diyor. Sonra "büyük bok" kategorisinden bir kaset çıkarıyor ve recorder'a takıyor. Vakvaklayan bir ses, keyboard, ucuz bir bilgisayarlı ritm makinesi üzerinden duyuluyor ve bir melodiyi tanımak zor gerçekten. "Adamım, o kadar da kulağa kötü gelmiyor" diyor Bohlen, "bundan süperstarlar için yeni bir hit çıkarabilirim. İddiaya girelim mi?" Bunu söylerken çok ciddi ve büyük olasılıkla iddiayı da kazanır. Son dört ay içinde 65 yeni şarkı yazdı ve dört buçuk milyon plağı da son dört ay içinde sattı. Kimse Alman çatılarının altında neyin dinlendiğini daha iyi bilemez.

Tabii ki bir numara hitler ve altın plaklar onu harekete geçiren şeyler değil. Paraya da yeterince sahip. Gazetelere göre 130 milyon euro (yaklaşık 211 Trilyon TL) serveti var. Bugün emekliye ayırsa kendisini ve hiçbir şarkı yazmasa, yılda 400.000 Euro telif haklarından dolayı kasasına para girecek. Peki onu sessizliğe gömülmekten alıkoyan şey nedir?

Akşama doğru da mutfağının çiftçi masasında otururken bu sorunun da cevabını buluyor. "İnsanların beni sevmelerini istiyorum. Diğer herşeye göre beni harekete geçiren bu. Halkın aptal adamının yerinde yeterince kullanıldım". Kısa bir süre susuyor ve dudağının üstünü siliyor, yoksa söylediği sözlerden korkmuş olacaktı.

• Müller Party'ye katılanlar ve Bohlen arasında chat.
Tarih: 02.09.2003
Almanca'dan çeviren: Kamil Koçak

Dieter: Buradayım!

Homer: Dieter, nereden bu chat oturumuna katılıyorsun?
Dieter: Evimden (Tötenzen)

Mr.Bacon: Blue System hakkında ne dersiniz?
Dieter: Blue System ile ilgili asla bir şey olmayacak!

Mr.Bacon: Solo yorumcu olarak??
Dieter: Solo kariyerime Dieter Bohlen olarak geri döneceğim.

Sharky76: Modern Talking DVD'si ne zaman piyasaya çıkacak?
Dieter: Noel zamanında.

Ela: Diyorlar ki solo albümünün piyasaya çıkmayacağından emin değilmişssin?
Dieter: Benim solo CD'im çıkacak? Bunu bütün kalbimle istiyorum!

Sharky76: Dieter, neden son konserinizde Thomas'a tek bir söz bile söylemedin?
Dieter: Özellikle senin için Thomas'a bir süre sonra birşey söyleyeceğim.

Zico: Bohlen - başkan!
Dieter: Senin saygını hissediyorum, zico!

Breuni: İkinci kitapta aynı kahramanlar mı olacak yoksa yenileri mi var?
Dieter: İkinci kitapta sadece yeniler olacak, ne Naddel ne Verona!

Andre Schulz: Dieter, senin cool T-shirtlerini hangi firmadan sipariş edebiliriz?
Dieter: Andre, T-shirt'ü s.Oliver'den OTTO kataloğundan seçerek alabilirsin!

Sharky76: Dieter, ne zaman üzerinde "Bohlen 1" logosu olan T-shirtleri alabileceğiz?
Dieter: Bildiğim kadarıyla, "Bohlen 1" T-shirtini almak isteyen fanlar bunu bir ay içinde gerçekleştirecekler.

Homer: Dieter, seninle sunulmuş olan inek hala seninle mi sunulacak, yoksa bundan tas kebabı mı yapacaksın?
Dieter: Carolina yaşıyor hala, o hamile ve yakında küçük bir buzağı ortaya çıkacak.
(MT Türkiye açıklama: Biliyorsunuz Dieter, Müller Milch reklamında oynuyor, ilk reklamda yer alan inekten bahsediliyor.)

Breuni: Dieter, Müller Party bunun gibi partiler verecek mi yine? Böylece sende bizimle eğlenmeye gelirsin.
Dieter: Party partileri planlandı.

Zico: Modern Talking'in eski fanları her nedense kaderin insafına kalmış.
Dieter: Ben her zaman fanlar için en iyisini yapmaya çalıştım, fakat MT ABBA gibi aynı tarihe uğradı. En iyi yol buydu. Fakat bazı fanlar bu yüzden üzüldüğü için üzgünüm gerçekten!

Timmy26: Hangi Alman Rock grubunu en çok seviyorsun?
Dieter: İngiliz grupları daha çok seviyorum.

Lars: Dieter, NE ZAMAN EVLENECEKSİN SONUNDA?
Dieter: Kesin olan, Estefania ile gelecek yıl evleniyorum!

Breuni: Film gerçekten sadece gelecek yıl mı gösterime girecek yoksa daha erken mi?
Dieter: Film sonbahar 2004'de gösterimde olacak.

Sharky76: Bununla birlikte,bu Koublick MT/BS ile mukayese edilemez. Başarısı uzun sürmeyecek! Onunla çalışmaktan hoşnut olmayacaksın!
Dieter: Sharky, arkadaşım, zavallı Daniel'i rahat bırak! O çok hassas bir kişi!

Mr.Bacon: DSDS-3 de planlandı mı?
Dieter: öyle planlar embriyo halinde.

Ela: Dieter, cevapları gerçekten sen mi yazıyorsun yoksa birileri senin için bunu yapıyor mu?
Dieter: Kendi başıma yazıyorum!

Sharky76: Başka soru, s.Oliver tarafından çekilişle verilen Dieter'in full setini keyifle istiyorum, bunu bir yerde satın almak mümkün mü?
Dieter: Sharky76, 2 değişik yol var, biri birşeyleri çalarsın (tabii ki bu şaka), diğeri s.Oliver'den bunu arz edebilirsin.

AlexMT81: Dieter, ne zaman Johanes B. Kerner Show'a çıkacaksın?
Dieter: 7 Ekim'de.

Lars: Dieter, Mueller Milch'in hangi ürününü en çok seviyorsun?
Dieter: Hepsinden çok yağsız vanilya Kefir'i tercih ediyorum.

Suemagic: Söyle, Dieter, Steve Benson iken kaç yaşındaydın?
Dieter: O zamanlar 27 yaşındaydım.

AlexMT81: Dieter, sport-show'un melodisi de mi senin tarafından yazıldı?
Dieter: Evet.

AlexMT81: Kaç melodin TV'de kullanılıyor şu an?
Dieter: Yani, örnek olarak, Kerner-show ve Müller Milch reklamı için bir şarkı.

Mr.Bacon: Müller Milch için CD'de bir şarkı olacak mı?
Dieter: Yani, şu an gerekip gerekmediği konusunda emin değiliz.

Homer: Dieter, Daniel gerçek hayatta sinirli de konuşur mu?
Dieter: Yani, her zaman deil, ama o çok nüktelidir!

Alehander.hils: TV-Total'de ne zaman çıkacaksın yine? Stefan Raab ile iyi ilişkilerin var mı?
Dieter: Stefan ile iyi ilişkilerimiz var, fakat şimdi gerçekten zamanım yok.

DJGirl: hey, Dieter, ne zaman sonuçta evleneceksin Estefania ile?
Dieter: En çok istediğim gelecel yıl Estefania ile evlenmem.

DJGirl: Bunu harika buluyorum!
Dieter: Estefania'yı harika buluyorum.

AlexMT81: Thomas Moskova'da Modern Talking'in eski şarkılarını söyleyecekmiş, bunun üzerine ne dersin?
Dieter: Benim için Modern Talking Dieter Bohlen ve Thomas Anders'tir, eğer o şarkıları bestelerken hata yapmadıysam. Ve ben onun eski hitlerimizi söylemesini her nasılsa gayriciddi buluyorum.

Lars: Dieter, Müller Milch için ne kadar sürede filmi çektin?
Dieter: Videoyu iki günde yaptık. Herşeyden önce: Thomas ile kavga etmedik. Ela için: Evet, Daniel gerçekten sadece 165 cm boyunda!

Breuni: Ne kadar süre merkez karargahımız ve Müller Party var olacak? Bundestag'daki seçimlere kadar mı? Sonra seni seçeriz biz!
Dieter: Müller Party sonsuza dek!

Doris: Partimizin kaç üyesi var?
Dieter: 50 000 civarında.

a0000025801: Bize söyle, gerçekten Müller Milch ürünlerini seviyor musun?
Dieter: Tabii ki! Bunun dışında, neden karmaşık durumlara gireyim ki? Sadece parayla beni satın almak mümkün!

DJGirl: Dieter, Millane Fernandez ile neler oldu?
Dieter: Bir fikrim yok; Millane hakkında hiçbirşey duymadım!

AlexMT81: Dieter, Blue System'e ne olacak?
Dieter: Blue System olmaycak, sadece Dieter Bohlen.

Maik: Yeni kitabın ne zaman yayımlanacak?
Dieter: İkinci kitap 1 Ekim'de piyasada olacak. Frankfurt kitap fuarında 9 Ekim saat 4 civarı beni görebilirsin.

Kiwi: Estefania seninle düet şarkı söyleyebilir mi?
Dieter: Estefania'nın şarkı söylediği yolu duydunuz mu?

SueMagic: Pencere camları kırılıyor mu?
Dieter: Sadece camlar değil.

Mr.Bacon: Dieter, bir forumda duydum ki, senin solo single'ının adı "Only Real" olacakmış, bu doğru mu?
Dieter: Tam anlamıyla saçmalık!
Dieter: Herkse yarın DSDS seyretsin!

Diggaa: J ve Dieter yine ilgi kaynağı olacak mı?
Dieter: Bana en azından! J

ClaudiaM: Dieter, Müller Party'den memnun musun?
Dieter: Kesinlikle!

Breuni: DSDS'yi yarın sen olduğun için seyredeceğiz sadece!
Dieter: Teşekkürler!

Homer: Bazen adaylara karşı çok acımasız oluyorsun, bazıları bunu kaldıramıyor ve çok hırslı oluyor. Üstesinden gelebilmeyi nasıl idare ediyorsun?
Dieter: Yaşamda dürüst olmak gerekli!

Alfa: Lütfen söyle, cevapların niye böyle geç geliyor? Metni çok düzeltmiyor musun? Haydi, keyboardı al!
Dieter: Hey, dünya şampiyonu gibi yazıyorum, ama bir skereter değilim!

AlexMT81: Dieter. Bir yarışmacının casting'e getirdiği kaktüse ne oldu?
Dieter: Alexander aldı onu.

ClaudiaM: Bir resminizi alabilirmiyim?
Dieter: Tabii, internette binlercesi var. Cumartesi programını nasıl buldunuz?

Mr.Bacon: Çok iyi!
Naomi Akira: Süper!
SueMagic: Harika!
Alehander.hills: Cool!
Dieter: Teşekkürler, teşekkürler! Thanks, thanks! Mırıldanmamın üstesinden gelmeyi deneyeceğim, fakat hazırlık için sadece 2 günüm var. Gelecek sefer daha iyi olacak!

Springmaennchen: Şimdi neredesin?
Dieter: Evimdeki büroda. Evimin boyacısı parmaklıkları boyuyor ve antenim de bahçede.

Alfa: Ciddi bir soru: Eğer herkesin böyle bir arkdaşı olsaydın, insanlar sana kurabiye ile mi gelirlerdi? Ya da sana karşı çok laubali mi olurlardı uzun yıllardır tanıyorlarmış gibi?
Dieter: İnsanların bana "Mister Bohlen" diye seslenmesi hoşuma gitmiyor! Ben sizin Dieter'inizim!

Sharky76: Dieter, s.Oliver'in bayanlar için koleksiyonu ne zaman çıkacak?
Dieter: Bayan koleksiyonlar hakkında birşey bilmiyorum, fakat benim T-shirt'üm bayanlara da uyuyor.

Zico: Lütfen söyle, David Brandeas hakkında ne düşünüyorsun? Çalışmalarını iyi buluyor musun?
Dieter: Onun kim olduğunu bile bilmiyorum!
Dieter: Evet, tekrar çalışma zamanı! Sizinle konuşmak güzeldi!

Mr.Bacon: Ne zaman chat'e geleceksin tekrar?
Dieter: Yakında.

Springmaennchen: Eğer yapabiliyorsan, lütfen s.Oliver'e T-shirt "Bohlen 1"i en yakın zamanda çıkarmalarını söyle!
Dieter: T-shirt 4 hafta içinde piyasada olacak.

AlexMT81: Bahçende hangi anten var?
Dieter: Bu O2 şirketinin anteni.

Zauberar: İneğin nasıl?
Dieter: Çok iyi. O hamile.

Mr.bacon: Nadja'nın kitabını okuyacak mısın?
Dieter: Daha iyisi, tuvaletim için tuvalet kağıdı satın alırım.

Maik: Bolenski Beat'in "You're My heart You're My Soul" ile dalga geçmesine nasıl izin verdin?
Dieter: Yasaklayamadım!

Alfa: Dieter, sabah ilk uyandığında ne yaparsın? (eğer bir sır değilse)
Dieter: Saat 7de çay içiyorum!

Dieter: Millet, sizinle konuşmaktan gerçekten zevk alıyorum, fakat gitmeliyim şimdi! Yarın DSDS'de görüşürüz. Bununla birlikte, gelecek hafta bir Bild Chat olacak, öyle, Net'te yakında görüşmek üzere. İçtenlikle sizinim, sevgiyle.


(MT Türkiye P.S.: Müller Party, Almanya'da ironi ile anlatılan siyasi bir parti(!) Reklamcılık dünyası işte...)



• Tagespiegel'de Thomas Anders röportajı 02.07.2003:
Almanca'dan çeviri: Kamil Koçak

"O an kolayca göç edilebilir"

Modern Talking'in sonu için Thomas Anders'in söylediği: "Bizler türünde tek olanlardık." Peki şimdi ne geliyor? Bir kitap olabilir, müzik çok yüksek olanaklı, yükseklerdeki politika ise hiç düşünülmüyor.

Perşembe akşamı Thomas Anders, Dorotheen sokaktaki Romanya Büyükelçiliği'nin büyük salonuna 125000 Euro değerinde bir çekle geldi. "Wer wird Millionär?" adlı bilgi yarışmasında kazandığı parayı üstün yetenekli Rumen çocuklarını yönlendiren Henry-Coanda Vakfına bağışladı. Anders, koyu renkli bir takım elbise, üç günlük bir sakal, tütün renginde bir Hermes kravatı ve ceket cebindeki uyumlu mendiliyle geldi. 22 Haziran'daki Wuhlheide konserinden sonraki ilk açık sahneye çıkışıydı bu. Heiko Zwirner onunla konuştu.

Genç Rumen yeteneklerle sizi ne birleştiriyor?

T. Anders: Bizim yardımımıza ihtiyacı olan çok sayıda hasta ve yoksul insan var. Ama Günther Jauch ile stüdyoya çıkmadan önce bir amaç belirlemeliydim kendime. Benim için önemli olan, hasta olmayan ama destek ve yönlendirmeye ihtiyacı olan çocuklar için paranın harcanmasıydı. Romanya'da genç yeteneklerin göç etmesi büyük bir problem. En iyi kişiler okul okumak ve çalışmak için yurt dışına gidiyor. Kalanlarda ise yetenekler eksik finansal olanaklardan dolayı sararıp soluyor. Bu, bir ülkede olabileceklerin en vahimi.

Hangi soru ile yarışmadan çıktınız?

T. Anders: Aptal göz nedir? - Maymun, kelebek, yılan ya da kuş?

Peki doğru cevap neydi?

T. Anders: Kelebek cevabını verecektim, ama konu olan bir yılanmış. Hayatım boyunca adı aptal göz olan bir yılan duymadım. Soruyu pas geçmem iyi oldu.

Modern Talking'in vedasından sonra hangi planlarınız var?

T. Anders: Son gazda gelecek sene çıkacak bir solo albüm için çalışıyorum. Günde on oniki şarkı fikri geliyor.

Hangi müzikal yönde ilerleyeceğiniz belli oldu mu?

T. Anders: Modern Talking stiline tam olarak sadık kalacağım. Yeni bir araştırma okudum, Almanların yüzde doksanı Modern Talking'in son bulmasına üzülmüş. Böyle bir talep karşısında birden bire Britpop yapmam aptalca olur herhalde.

Peki ne zaman sizin biyografi kitabınızı okuyacağız?

T. Anders: Gerçeğin Dieter versiyonunu düzeltmeyeceğim. Otobiyografiler zaten hep subjektif şeyler içerir. Bu kanuni bir şey aynı zamanda. Bir gün mutlaka bir kitap yazacağım ama daha değil.

Kitabı ve "Deutschland sucht den Superstar"daki sahneye çıkışları ile Dieter Bohlen kendi kendini sergileyen bir figüre dönüştü. Modern Talking muazzam bir pazarlama makinesinin bir parçasıydı. Bu makinenin sizin için sessizleşmesi hafifletti mi sizi?

T. Anders: Hafifletti direk olarak diyemeyiz. Fakat son oluşan koşullardan sonra devam etmenin bir anlamı kalmadı. Dieter her zaman, artık eğlenceli olmadığını ve Modern Talking teması için aklına daha fazla şey gelmediğini belirtiyordu. Bu onun için ve çevre için bir ıstırap haline geldi. Benim için yeni bir yol açıldı, kendimi özgürleşmiş hissediyorum, çünkü bana kabul ettirilecek konu kalmadı artık.

"Zeit" gazetesindeki röportajda italyan çiftliklerinde zeytin toplamak isteğinizden bahsetmiştiniz. Ne zaman olacak bu?

T. Anders: Yayımlandıktan sonra bir kısım medya şimdi serseri ve başıboş dolaşacağımı yazdı. Tabii ki bu bir saçmalık. İçinde bulunduğm sosyal sistemin şiddetinden kaçmak isteği ve boş zamana sahip olabilme üzerineydi düşüncelerim. Yazıda aynı zamanda bir olasılıkla bunun için cesaretim olmayacağı da yer almıştı.

Yakınınıza gelen ciddi bir haftalık gazetede bu yazının yer alması bir kaç yıl önce düşünülemezdi bile. Şu sıralar her zaman kötü niyet oluyor Modern Talking hakkında haber yapıldığı zaman. Bu döngüyü nasıl açıklarsınız?

T. Anders: 80li yıllarda Modern Talking başarılarını kimsenin anlamadığı bir disco ikilisiydi sadece. Bir çok eleştirmen bizi küçük gördü. Geri dönüşümüzden sonra bir kısmı gördü ki, evde zevkle dinledikleri müzik ile Modern Talking'in açıkça kabul edilişi arasında seçim yapmak zorunda kaldılar. Biz müzik tarihini yazdık. Yaptığımız şey, türünde tekti. Ve böyle de bırakılmalı bu. Birdenbire şarkı sözlerimizle dünyayı hareket ettirme talebimiz asla olmadı bizim. Yaptığımız müzik neşe getirmeliydi. Mağara insanları da aralarında sohbet etmek için müzik yapmışlardı. Kimse peştemal ve davul ile ateşin etrafında politik olarak bir şeyleri hareket ettirmek için süratle gitmedi daha önce.

Kısa bir süre önce "Welt"de misafir eleştirmen olarak SPD milletvekili Gabriel'in Modern Talking'in dağılması ile ilgili konuşmasına tepki verdiniz. Gelecekte de politik eleştiri yazıları yazacak mısınız?

T. Anders: Eğer bir politikacı böyle demeçler veriyorsa karşılığı da verilmeli. Politikacılar ülkemiz ile ilgilenmeli, pop müzik ile değil. Bir pop müzik şarkıcısını parlementer olarak düşünün. O an kolayca göç edilebilir.

• Die Zeit (Sayı 26), 18.06.2003 Thomas Anders
Çeviri: Kamil Koçak

Farklı olmak

Bir Düşüm Var...

40 yaşındaki Thomas Anders en başarılı Alman Pop ikilisi Modern Talking'in çok kısa bir süre öncesine kadar yarısını oluşturuyordu. 17 yaşında iken resmi adı Bernd Weidung yerine sahne adını kullanmaya başladı. Mezuniyetinden sonra Almanya'nın Mainz kentinde Alman dili ve edebiyatı, politika yazarlığı ve müzik bilimleri lisans eğitimi gördü ve şarkıcı olarak diskoteklerde sahe aldı. 1984'te Dieter Bohlen ile beraber Modern Talking'i kurdu. 1987'deki ilk ayrılıktan sonra 1998'de ikisi geri dönüşlerini gerçekleştirdi. Son hafta içinde de Anders ve Bohlen iş birlikteliklerini sonlandırma kararı aldı. Thomas Anders burada anonim olmanın özgürlüğünü düşlüyor... Marc Kayser tarafından kayıt edilmiştir.
"Sokakta güneye doğru koşuyorum. Onlar için adsız olduğum ve bana hikayeler anlatan insanlarla karşılaşıyorum. Ağaçtan zeytinler toplamak için çiftçilerin hizmetine giriyorum. Tarlalarda uyuyorum ve sağ kalabilmek amacıyla bir kaç kuruş için şarkı söylüyorum."

İş hayatı, yükümler ve uyumluluğun oluşturduğu karmaşık çalıdan tekrar özgür çıkmak büyük bir lüks olmalı. Karmaşık olanın ardındaki yaşam, bilinmeyen çekicidir. Beni tekrar rüyalarıma ulaştıran biraz da değiştirdiğim cümle şu: "Bazen hiçbir şey bilmediğimi bilmek istiyorum." Sokrates'in orijinal cümlesi, "Hiçbir şey bilmediğimi biliyorum" şeklinde ve hayat karşısındaki alçak gönüllülüğü talep ediyor. Ve burada da rüyam başlar. Bazen gün içinde hala işlevim olduğu hissine kapılıyorum. Kendimi tamamen randevu saatlerine göre ayarlıyorum, kendisi için var olduğum medyanın beklediği ses mühendisleri ile prova saatlerini kararlaştırıyorum ve ailem de sorumluluk almam için haklı olarak talepte bulunuyor. Ve diyorum ki: İnsanlar satılık, benim için de baştan çıkartma çok büyük. Bir çok görevim yanında konserler ve galalar için randevularım oluyordu tatildeyken bile.

Bununla beraber, bazen dışarı çıkmak istiyorum ve kendi bilinmezliğimin izini buluyorum. Burada şikayet etmek istemiyorum. Benim için herşey çok çok iyi gidiyor. Şimdi bazıları ülkenin ayrıcalıklılarından olduğumu söyleyecektir. Fakat diyebilmek için müsaadeli olmak gerekir ki, bazen kendimi hiç yorulmadan ağını ören ve sonunu görmeyen bir örümcek gibi hissediyorum. Bunu istiyor muyum? Daima mı?

Bir kaç blue jean, bir beyaz gömlek, küçük bir sırt çantası ve -tabii bu rüyada gerçekleşebilir- tanınmayan bir surat. Okuyucu delirdiğimi düşünebilir. Fakat tanınmamış olmak, her bir boku yapabilmek, ahlaka uymayan her hareketi üç defa tekrarlayabilmek ve kimsenin gelip de size "Yine mi bu şarkıcı" dememesi de bir ayrıcalıktır...

Geri dönüş bileti yok, kredi kartları yok, Thomas-Anders-Bonus yok ve en fazla 200 Euro. Ben, çok basit olan gerçeğin arayışındaki çok normal bir yolcu. Şöhret, para ve değersiz şeylerin ötesinde. Ne bulabilirim ki?

Dokuz yaşında şarkı söylemeye başladığımda ünlü olmanın, peşinden neleri getireceğini tabii ki bilemiyordum. Nispeten kısa süre içinde bugüne kadar hayatımın içine girmiş olan davranışların boyunduruğu altına girmiştim. Gerçek bir lüks talebi. Örnek olarak menekşe pastili istediğimde, direk 36lık paketlerde alırdım. İlk ücretli şarkı söylemeye başladığım 14 yaşlarım zamanlarında taksi ile eve geliyordum. Ve arkadaşlarım ile kamp yapmaya gittiğimde kamp alanındaki laubalilikten korkunç derecede iğrenmiştim ve yılanlar içinde orada bekleme zorunluluğunu tiksindirici bulmuştum. Mutlaka Bernd Weidung'dan Thomas Anders'e ad değişikliğim de bu tarz bir deri yüzülme olayı gibiydi. Basit bir genç erkekten insanların kolayca dikkatini çeken bir isme sahip bir sanatçıya... Dikkat edilecek olan ise; Bernd de bugün Thomas gibi bir sanatçı olurdu. İki hayat birden yaşamıyorum.

Seksenli yıllarda ise Modern Talking, dış görünüşü ile oynayan ve olanak varsa güçlendiren erkek Thomas: İbiza'daki şampanya ile tüm dünyadaki turneler arasındaki Jet-Set hayatı. First class bir yaşam sürüyordum ve gizli rüyalarım vardı: Bu hamster çarkının dışına çıkmak istiyordum. Sonra Dieter Bohlen ile ayrılık: bir defa, iki defa. Şimdi gerçekten özgür müyüm? Şansımı kullanabilir miyim? Rüyamda sokakta güneye doğru koşuyorum -sıcaklık önemli- ve onlar için adsız olduğum insanlarla karşılaşıyorum. Bana kendi hikayelerini anlatıyorlar. Sağ kalabilmek amacıyla bir kaç kuruş için şarkı söylüyorum, Ağaçtan zeytinler toplamak için çiftçilerin hizmetine giriyorum; tarlalarda uyuyorum; basitlik konusunda vaaz veren filozofları okuyorum ve kendimi onlar için sokaktaki yaşamın normal olduğu diğer insanların minicik zenginliklerine ortak ediyorum.

Birileri Thomas'a seslendiğinde korkuyorum; süpermarketlerden kaçınıyorum, çünkü oralarda hoparlörlerden benim kendi müziğimle karşılaşırım belki; insanın uyguladığı içinde benim de yeterince hapis olduğum şiddetleri gözlemliyorum; anlıyorum ki: herşeyi salıverebilmekte iş bitiyor. Tanınmayanı kabul etmekte iş bitiyor; çok önemli bir anlayış kazanıyorum: Thomas Anders yapabileceğine inandığından daha fazlasını yapabilir.

Yatağımın sert zeminine uzanıyorum, bulutların yol alışını görüyorum. Onların amaçlarını imgeliyorum ve "üçüncü göz" ile kendime bakıyorum: rüyalarım dışında ördüğüm çift zeminli ağ üzerindeyim. Aldatıcı bir ağ. Biraz eğimli gidiyor, bozuk bir tutma ipinden şüpheleniyorum ve kararsız kalıyorum. Aklıma İbiza'daki evimde sular bir süreliğine kesildiğinde nasıl tepki gösterdiğim geliyor. Duş alamıyordum, yemek yapamıyordum, ellerimi yıkayamıyordum. Herşeyin işlemesine alıştığım için ilk bakışta bir felaket gibi gelmişti. Fakat birdenbire rüyalarımda beklenmeyen normalliğin var olması ile güzel oldu herşey. Düşünüyorum da, güvende olmak, çok mutlak bir şey olmalı.

Thomas Anders'in iş yaşamını beraberinde getiren şiddetlerden kurtulabilmek için kendime galip geliyorum. Yatağımla beraber gökyüzüne doğru yol alıyorum.

Gerçek hayatta ise bu yol alış için bir nakliyeci yok.

• 9 Haziran 2003. Bild gazetesinde Dieter Bohlen ile röportaj:
Çeviri: Kamil Koçak

BILD: Modern Talking'in son bulması fanlar için tamamen şaşırtıcıydı. Buna ne zaman karar verdiniz?

Bohlen: Thomas ve ben aylar öncesinden bu yıl son bulacağı konusunda karara vardık. Aslında sonbaharda ayrılığı gündeme getirecektik. Konserden önceki cuma günü Thomas'a fanlarımıza şimdi bilgi vereceğimizi söyledim. Kendiliğinden oldu bu. 25000 kişi oradaydı, atmosfer harikaydı. O an büyük annemi düşündüm. Her zaman "en iyi olduğu anda son bulmalı" derdi.

BILD: Thomas Anders turneyi sonuna kadar seve seve götürebileceğini ve yanlış zamanlama olduğunu belirtti.

Bohlen: Ben bunu öyle görmüyorum. 21 Haziran'da Berlin'de büyük bir veda konseri vereceğiz.

BILD: Ayrılma için gerçek neden nedir? Thomas Anders'in sahneye bir saat gecikmeyle çıkması ile ilgili aranızda gerginlik yaşanmış olmalı yine.

Bohlen: Yarım saat geç kaldı. Bunu sonradan öğrendim. Ama bu, Modern Talking'i dağıtmak için bir sebep değil. Thomas üç gün geç de kalabilirdi, bu da bir sebep olmazdı.

BILD: Peki ya ne?

Bohlen: Thomas bir süredir solo planlara sahip. Modern Talking ve bir solo kariyer birlikte kolayca devam edemezdi. Bu yüzden herbirimiz sadece kendi işimizi yapıyoruz. Anders sadece Anders. Ve nerede Bohlen varsa, içeriğinde de sadece Bohlen vardır.

BILD: 16 yıl önceki ilk dağılmada ikinizin arası umutsuz bir şekilde açılmıştı.

Bohlen: Doğru. Fakat şimdi birşey yok. Thomas'ın ne diyeceği farketmiyor, benim tarafımdan kötü söz olmayacaktır.

BILD: Modern Talking'in sonu acı veriyor mu?

Bohlen: Evet, ama son iki yılda hayatımda çok şey değişti. Yeni yoğun işler çıktı. İkinci kitabımı yazıyorum, gelecek Deutschland sucht den Superstar yarışmasının eleme kademeleri var, bir çizgi film yapım sürecinde. Sırtımda yüz tane yük var. Herşey çok fazla geliyordu. Estefania sık sık daha az çalışmam ve sağlığımı daha fazla düşünmem gerektiğini söylerdi. Estefania için daha fazla zaman ayırmak istiyorum. Ve çocuklarım için de daha fazla zaman. Beraber vakit geçirmemiz gereken yaşlarda onlar daha. Yani en fazla zamanımı alan şeyden vazgeçecektim, yani Modern Talking'den.

10 Haziran günü RTL'deki haberde Bohlen "Yerini korumadan Modern Talking müzikal olarak nasıl geliştirilebilir konusunda düşüncelerim gitmeye başlamıştı. Diğer yeni sanatçılarla zaman daha kolay geçiyor. Thomas Anders'in müzikal konseptini kendi sorumluluğunda geliştirecek olmasını da takdir ediyorum." diyordu.

Sonraki günlerde Der Spiegel'de yer alan haberde RTL ile her yıl için 500 000 Euro almak kaydıyla üç yıllığına anlaşma imzalamış olan Bohlen'in tüm bunların ardından sesi yükselmeye devam ediyor: "Haklar bana ait. Şarkıları ben besteledim. Thomas ise sadece seslendirdi. Ben 10.000 saat işe yatırım yaptım, o ise belki beş saat. Diğer projelerim ile de ilgilenmeliyim. Hayatımda beni en az eğlendiren şeyi sonladım. Hayat arkadaşım Estefania ve çocuklarım ile daha uzun süreli tatile çıkamam problemlere yol açmaya başlamıştı aramızda." Ve devam ediyor: "Bu hafta 72 adet altın plak veriliyor bana. Başarının beni terk etme olasılığı, Tötensen'e (Kuzey Almanya'da bir kent) meteor düşmesi olasılığı kadar."

• Die illustrierte Partizip'de yer alan Thomas Anders Röportajı
Çeviri : Kamil Koçak

Bir popstarın düşünceli anları

Modern Talking bugüne kadar en başarılı Alman Pop ikilisi. 85 milyondan fazla satılmış plakları ile dünyaca ünlü top ten yorumcuları arasında yer alıyorlar. Sadece Elton John, Elvis Presley, Rolling Stones, Beatles gibi istisna sanatçılar bunun üstesinden gelebilir hala.

Modern Talking'in sesi Thomas Anders, hayat üzerine fikirleri ve "Engel"in onun için ne ifade ettiği hakkında konuşuyor.

Partizip: Thomas Anders, en sevdiğiniz renk siyah mı?

Anders: Evet.

Partizip: Bu siyah, melankolik bir iç durumdan mı kaynaklanıyor?

Anders: Hayır, bundan kaynaklandığına inanmıyorum. Bunun için yapılacak bir şey yok, siyahı sadece güzel buluyorum. Aslında siyah çok şık görünüyor. Sert olabilir, sportif olabilir, normal de görünebilir. Siyah herşeye uyuyor. Bunun dışında eğer dolapta çok sayıda siyah şey varsa da, gizli olmayan bir rahatlık var. Herzaman birşeyler çıkarıp giyiyorum, siyah herşeye uyuyor ve her zaman iyi bir görüntüsü var. Siyah pantolon, siyah T-Shirt, siyah ceket. Bu 20 yıl önce de şıktı, bu 20 yıl içinde de çok şık olacak.

Partizip: İnsan olarak Thomas Anders bir estetik midir diyebilir miyim?

Anders: Mutlaka. Bunun altına yüzde yüz imza atabilirim. Hayatın her alanında bu benim için önemli, bunu yaşamın estetiği olarak adlandırıyorum.

Partizip: Yaşam estetiği ile neyi kastediyorsunuz?

Anders: Estetik şeylerle insanın kendisini sarması, insanlarla saygı çerçevesinde olmak da benim için bir estetik değeri taşır.

Partizip: Soruyorum, çünkü estetik güzel bir şey, biçimi hoş bir şey, memnuniyet verici olarak algılanıyor. Estetik ve engelli olmak, bunlar sizin için ısıran mı ya da olanaksız terimler mi?

Anders: Bu benim için çok farklı bir düzlem. Ben, şekillerde belki renklerde ya da yemekte baskın olan estetik hakkında konuşuyorum. İnsanları tamamen bunun dışında tutuyorum. Eğer bunu estetik ile birleştirirsem, sonra tabii ki biraz kararsız kalabilirim. Tabii ki insanların göze güzel gözükmediği durumların gerçekten var olması çok açık. Özürlü olmak konusunda tabii ki birşey yapılmaz, ama yeni ameliyat olmuş biri, ya da çocuk doğurmuş bir kadında yapılabilir.

Partizip: Doğum gerçekten güzel bir şey.

Anders: Tabii ki güzel, hisler, duygular, doğa, biyoloji açısından gerçekten çok güzel bir olay. Ama kimse bana açık kalp ameliyatı yapmamın güzel olduğunu hiç bir şekilde açıklayamaz. Tekrar engel konusuna dönelim. Burada çok farklı ölçüm kriterleri olmalı. İnsanlar bunu kendi istekleri ile yapmıyorlar, kendileri o durum içine girmemişler. Estetik kavramını, estetik duygusu ile birleştirmek istiyorum.

Partizip: Yemeklerini engellilerle beraber almak zorunda kalmış oldukları için tazminat isteyen izne çıkmış kişilerin, yargılama hakkı var Almanya'da.

Anders: Burada iki yanılgımız var. Biri, şikayetçi olan insanlar, diğeri ise yargılama hakkı! Eğer bana bu konuda ne söyleyeceğimi sorsanız, bu benim için bir tartışma konusu olamaz. Burada beraber yaşanılan insanlardan bahsediyorum. Böyle bir düşünceye asla varmam, yani nerede yaşadığımızı kastediyorum; bu benim için öylesine absürd ki, herhangi bir cevap bulamıyorum.

Partizip: Thomas Anders bir aile adamı mı?

Anders: Kesinlikle evet. Arkadaşlar, aile. Bu yüzden Koblenz'de yaşıyorum.

Partizip: Aile demek çocuklar demektir.

Anders: Tabii ki, böyle olacağını da zannediyorum. Daha biraz zamanımız var. Doğru zamanın beklendiğinin söylenmesi aslında aptalca, ama daha uzak bir zaman düşünmüyorum. Tabii ki, evleneli çok uzun bir zaman olmadı, bir yıl. Ve eğer yolunda giderse, eşimi daha fazla yanımda istiyorum seyahatlerde, mantıklı olarak. Bunun dışında çocuklar için zamanım olsun istiyorum ve randevu planıma baktığımda bu hoşuma gitmiyor. Evet, böyle bir durumda olmak istemiyorum.

Partizip: Engelli bir çocuğa sahip olduğunuzu tasavvur edebilir misiniz?

Anders: Bu çok varsayım. Eğer yirmili yaşların başlangıcındaysanız hayat çok pozitif görünüyor ve herşey sıfır problemli, bir çok problem olmasına rağmen, ama böyle düşünceler delice geliyor. Anladım ki yaşlandıkça, daha çok kendini bildikçe, daha yoğun ve daha dikkatli oldukça, insan kendi kendine ve kendi yaşamıyla başbaşa kalıyor. Çocuk da düşünceleri değiştiremez, yani burada diyoruz ki hayat birilerine bu görevi vermiş ve bu görev hakedilmeli de.

Partizip: Sizin özürlü bir çocuk dünyaya getirmek istemediğinizi ilk baştan beri söyleyen insanlar var.

Anders: Söz konusu engellilik oluyor biraz, yani belki bir ayrım yapmalıyım şimdi, hayatı sürdüremeyecek olan bir çocuğun engelli olması bu yani, zihinsel olarak, fiziksel olarak ve makinelere bağlı olması. Bu benim için, burada çok dikkatli konuşmalıyım, hayat olarak tanımladığım şey değil bu. Çocuğu aldırmak ile iyi bir şey mi yapılmış olunur?

Partizip: Toplumda bu bir tartışma konusu, özürlü çocukların aldırılması. "Yaşanmaya değer ya da yaşanmamaya değer bir hayat" tartışılıyor.

Anders: Tabii ki, bunu yapmaya kimsenin hakkı yok. Kendimi başka türlü anlatmama izin verin: Diyelim ki annem hastanede yatıyor, aldığı bir darbe sonucu kendi kendisine hayatını devam ettiremeyecek derecede sakat kaldı. Etrafında onu yaşatan makineler varsa hala ve o, kendisinin dünyada olup olmadığını bilmiyor olsaydı, makineleri kapatırdım, bu düşünce de çok az bir varsayım benim için şu an.

Partizip: Bu da ayrı bir tartışma konusu olurdu.

Anders: Peki tamam, baba olarak durumumu düşünelim, ve biliyorum ki bu çocuğun yaşaması makineler olmadan imkansız olacak. O durumda çocuğu aldırmayı tercih ederdim lütfen. Çocuk yaşamalı ya da yaşamamalı konusunda karar vermem mümkün değil şu anda. Bunlar sadece hayat üzerine tasavvurlarımız.

Partizip: Problem işte burada, bir sınır çizgisi koymakta. Bir kaza sonrası kendisine geldikten sonra ölmek isteyen çok insan tanıdım. Tekerlekli sandalyede bir hayatı düşünemiyorlardı. İki yıl sonra ise hayatları çok farklı oluyor.

Anders: Onlar yaşamaya devam ettiği için de mutlusunuz.

Partizip: Evet, tabii ki.

Anders: Ben bunu yapamazdım, ben tıp doktoru değilim. Kendi deri koltuğumun içinden, içinde bulunduğum durumdan dolayı büyük konuşabilirim. Ama inanıyorum ki, kendim için bunun pozitif, güneşli tarafından bakmayı isterdim. Eğer bir kaza sonucu, sakat kalsaydım ve zihinsel olarak da sakat kalsaydım, daha fazla var olmak istemeyeceğime inanıyorum. İsterdim ki kısa bir süre de olsa, çok hoş bir hayatım oldu diyebileyim ve eğer yarın herşey kül olsa da, hoş bir hayatım olmasını isterdim. Hayır, bunu istemiyorum, sonra benim saatim geçer. Kendimi mutlu hissetmezdim, belki eğer kendim için bir defa daha karar veremeyecek olsaydım.

Partizip: Din ile ilgili olarak bir şeyler yapılabilir mi burada?

Anders: Hayatın direklerinden biri olarak elde edilmek istemiyorum, bu benim için hayat değil. Anlatmak istediğim, hastanenin herhangi bir yerindeyken, makine durursa herşey durur, bu çok kıyıcı bir durum. Ve yıllar boyunca herhangi bir yerde, pompa ile beslenmek de istemem, elektrik kesilince ben de giderim. Bunu arzulamıyorum. Bu tabii ki şu an için yaşamımda geçerli değil, kendimi şu an saygı dolu hissediyorum, anlayabiliyor musunuz? Eğer bir kesik varsa, geçip gitmişse herşey, son da bulmalıdır. Bu benim için doğrudan dinsel hikayeler ifade etmiyor. Gelen herşey, bir gün gidecektir. Bu bizim tespitimiz, ve kendimi bu tespitin içine katıyorum, karşıtlık olmasına rağmen: biz insanlar düşünebildiğimizden bu yana savaşıyoruz...


• Thomas Anders ile Söyleşi
(Mittelbadische Presse/ Baden Online 31.03.2003)

Almanca'dan çeviri: Kamil Koçak

Anders, cuma akşamı TV ekibiyle çalışma yapan tek star. Modern Talking'deki partneri Dieter Bohlen de cumartesi günü yolculuğa çıkan biri. Haftasonu Durchbach'ta at üzerinde gecelemiş olan 40 yaşındaki şarkıcı, Oberrhein büyük salonunda kendisine bir bira söylüyor ve Irak savaşından kendi kariyer planlarına ve baba olarak yeni rolüne kadar soruları yanıtlıyor:

Soru: Irak'tan resimleri gördüğünüzde, bir sohbet yayınında görünmek zor gelmiyor mu size?

Thomas Anders: Hayır, bana zor gelmiyor. Tabii ki esas itibariyle savaşa karşıyım. Irak savaşına da, çünkü diplomatik çarelerin tükenmediği görüşündeyim. Irak'taki insanların acılarına duyarlılık olmasına rağmen unutulmaması gereken bir şey var: Irak savaşı dünyadaki tek savaş değil. Eğer dürüst isek Afganistan'da ya da Çeçenistan'da insanların ölmesine de aynen duyarlı olmalıyız. Konu olan insanlar. Acılar, ideolojik ya da kültürel görüşün davası olmamalı. Bu yüzden görüşüm de şudur: Sırf herhangi bir yerde insanlar kavga ediyor diye konuşmamızı, hayattaki zevkimizi durduramayız. Konuşmak zorundayız.

Soru: Bu, medyanın belli çatışmalara, belli savaşlara insanların ilgisini çekmesine yönelik bilgi vermesine mi bağlı?

Thomas Anders: Bizlerin buna kolayca alışmış olduğuna inanıyorum. Burada insan asla sıcak püreden kaçamaklı sözlerle bahsetmek zorunda kalmıyor. İlk günlerde Irak savaşı hakkında aralıksız programlar vardı. Ortalama olarak her gün bir ağırlık merkezi var. İddia ederim ki, iki ay içinde -o zaman da hala savaşın olması korkutuyor beni- savaş konusu haberlerde sadece bir iki dakika rol oynayacaktır. Kıtlıklara ve diğer savaşlara davranıldığı gibi aynı olacaktır herşey. İnsanlar kolayca körleşecektir.

Soru: Modern Talking'deki partneriniz Dieter Bohlen "Deutschland sucht den Superstar" ile yeni bir popülarite gücü kazandı ve onun gittiği heryerde "Dieter, Dieter" sesleriyle kutlamalar oluyor. Siz ise daha da fazla gölgede kalıyorsunuz. Sizin tarafınızda durum nasıl?

Thomas Anders: İnanıyorum ki bu, her izleyicinin bir sorusu. Tabii ki Dieter Bohlen'in beni gölgede bıraktığını söyleyebilirsiniz. Sadece: Ben bunu böyle görmüyorum, çünkü kendimi kutup pozisyonunda asla hissetmiyorum ve asla "Modern Talking"in baş sayfalarında yetkili olduğuma inanmıyorum. Benim rolümle her şey mükemmel gidiyor. Dieter Bohlen'in bir medya gücü kazanması, az para kazanmama yol açmıyor. Modern Talking iyi gitmesinden dolayı Dieter mutlu, yani ben de tüm oyunda sadece gülen bir üçüncü kişiyim.

Soru: Dieter Bohlen'e gençliğin bu yeni sevgisini açıklayabilir misiniz?

Thomas Anders: Öncelikle Dieter, "Deutschland sucht den Superstar" ile ilgi arayan yeni gençlik idollerinin babası. Başka bir sebep daha var. Önümüzdeki yarıyıl içinde sizlere 10 - 14 milyonluk bir izleyici kitlesi podyumuyla bir televizyon şovu sunsam...

Soru: Aman Tanrım, böyle olmasın...

Thomas Anders: Sonra siz de aynı şeyi başarırdınız, böyle görülmeli durum. Bununla birlikte Dieter Bohlen'in iyi müzik yapması, seçkin bir yapımcı olması ve gençlik idolleri ile mükemmel şekilde işleri yürütebilmesi durumu doğal hale getiriyor.

Soru: Yani popülarite medyanın temsilinde bir mesele mi?

Thomas Anders: Tabii ki. Platform ile olur bu. Böylelikle Dieter Bohlen bu showlar ile kendisini farklı şekilde sergileme imkanına sahip oldu.

Soru: Önceleri Modern Talking maskaraya alınırdı ve karşı düşmanlık edilirdi, şimdi herkes tarafından sevilmek hoşunuza gidiyor...

Thomas Anders: Rüya gibi zamanlarda yaşıyorum. Çok kez neyi değiştireceğim sorulurdu bana. Cevabım ise "hiçbir şey" oldu. Ben özel olarak ve mesleki olarak mutluyum ve herşeyden bilerek zevk alıyorum.

Soru: Bohlen, yeni gençlik idolleri için başarılı şarkılar yazıyor. Bohlen'in "Superstar" yüklemesinden dolayı Modern Talking'in zarar göreceğinden korkunuz yok mu?

Thomas Anders: Bu esnada 1986'dan beri en başarılı single'mız var. Burada Modern Talking'in uzakta durduğunu söylemek olanaksız.

Soru: Fakat Dieter Bohlen şimdi "Superstar" Alexander ile ilgilenmek zorunda.

Thomas Anders: Bunun için bizim pazarlama mekanizmamızın bilinmesi gerekli. Şubat'tan beri hazır olan bir albümümüz var. Bu esnada promosyonumuzu gerçekleştiriyoruz. Yılın geri kalanında da Modern Talking nasıl olsa serbest kalacak. Alıp götürülen ve geri kazanılan tek şey ise Dieter Bohlen'in kendisidir ve boş zamanları.

Soru: Kendiniz kızlardan oluşan "It Girls" grubunun yapımcılığını yürütüyorsunuz ve yeni yetenekler de arıyorsunuz. Yeni yetenek aramalarınız ne kadar başarılı?

Thomas Anders: "It Girls" şimdilik bir ara verdi. Bana gelince, kendimi daha çok söz yazma ve beste yapma ile sınırlandırıyorum. "No Angels", "Tears", Claudia Jung ve daha diğer bir çok alman sanatçı için. Zlatko & Jürgen'in "Großer Bruder"i, her iki "Big-Brother-Stars" için bir No.1 hitim zaten vardı. Ama bu yarıyıl içinde bir Boy-duo ile başlangıç yapacağım. Görelim bakalım...

Soru: Kendinize ait bir stüdyonuz var, başkaları için hitler yazıyorsunuz. Bu, düşmemek için bir destek mi, eğer bir gün Modern Talking ile işler yolunda gitmezse?

Thomas Anders: Bir yönüyle öyle. Diğer yönüyle ise, yaratıcı bir insan olarak tüm imkanları denemek gerekli. Modern Talking tüm yılımı almadığı için başka şeyleri de yapmak istiyorum.

Soru: Haziran'da baba oldunuz. Oğlunuzun adı Alexander. Hayatınızı değiştirdi mi o?

Thomas Anders: Tamamiyle. Bunu zaten milyonlarca baba benden önce söylemiştir. Hayatım tamaen değişti, ama pozitif olarak. İnsan az zamana sahip, boş zaman oğul ile sınırlanıyor. İnsan başka bir sorumluluğa sahip oluyor ve dünyayı farklı gözlerle görüyor. Birdenbire tekrar biraz çocuk oluyor insan. Bir insanın bilmesi gereken herşeyi tekrar öğreniyorsunuz: Koşmayı, konuşmayı, bir bardağı tutmayı - herşeyi, kısaca herşeyi. Yani, bir daha dokuz aylık olmak istemiyorum... (gülüyor)

Soru: Siz iki çocuk istiyorsunuz, hanımınız ise sadece bir. Claudia'yı ikna edebilir misiniz?

Thomas Anders: Şu anda bu soru için daha erken. Oğlumuz şimdi daha dokuz aylık, burada ikinci bir çocuk planı yok daha. Siz baba oldunuz mu?

Soru: Daha değil, hayır.

Thomas Anders: İlk defa baba olduğunuzda bakınız, ilk üç dört ayda kaousun alası hüküm sürüyor. Sonraki aylar da oğlunuzu kendi yaşamınıza kaynaştırıyorsunuz. Ve şimdi dokuz ay sonra gerçekten eğlenceli oluyor. Küçük istiyor, kendi istekleri var. Ve böyle bir durumda "İkinci bir çocuk istiyorum" demek gerçekten çok erken.

Thomas Anders ile Röportaj, Thüringer Allgemeine Mart 2003

Soru: Show sayesinde Dieter Bohlen, halkın sevgilisi oldu. Neden?

Thomas Anders: Show ile Dieter, yetkisini kanıtladı. Bana göre çok insan bundan etkilendi. İnanılmaz olan, bir çok kötü sesli insanın kendisinin iyi şarkı söylediğini düşünmesi. Eğer onlara biri nasıl olsa kötü sesli olduklarını söylese, o da her insana ruhundan koparak aynı şeyi söylerdi. Bu Dieter'in dürüstlüğünün bir sonucudur.

Soru: Casting show'larında neden Dieter'in yanında yer almadınız?

Thomas Anders: Çünkü orada yapabileceğim bir şey yoktu. Show'un adı "Modern Talking starı arıyor" değil ki.

Soru: Bu tür casting show'ları hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Thomas Anders: Sonuçtan öte bu fantastik bir pazarlama hikayesi. Soru ise: Buradan çıkan ne? Şehirdeki yetenek yarışmasından sonra batabilirdim de. Ve bu kimsenin ilgisini çekmezdi. Bugün ise açık şekilde kişilerin sunumu var ve hüküm veren ve puanlama yapan milyonlarca kişinin önüne çıkarma var. Katılan kişiler için de böyle bir tehlike söz konusu.

Soru: Sizin favoriniz kimdi?

Thomas Anders: Juliette'nin sesi daha iyi gelmişti.

Soru: Yeni albümünüzü öncekilerden ayıran şeyler nelerdir?

Thomas Anders: Her zaman şunu söylerim: Nerede "Modern Talking" yazıyorsa, içinde de "Modern Talking" vardır. "Universe" albümünde ballad şarkılar yanında Swing-Jazz yönüne giden şarkılar da var. Bu çok değişik ve zamana uygun, modern bir albüm.

Soru: Dieter Bohlen'e bir alışveriş listesini söylerseniz, bir hit olur herhalde.

Thomas Anders: Hayır, bu sözlere bağlı bir şey. Eğer insan isviçre peyniri söylemek zorundaysa, bu kulağa öyle hoş gelmiyor.



• Thomas Anders ile Röportaj, Bunte Dergisi Ağustos 2002
Almanca'dan çeviri: Kamil Koçak

Thomas Anders: Farklı bir star

80li yıllarda bir çok kadın şu an 38 yaşında olan Thomas Anders'i kıskanırdı. Modern Talking solisti ("Cheri Cheri Lady", "Victory") bir çok bayan hayranından sadece yüksek seslerde şarkı söylemezdi, aynı zamanda kadınlar gibi uzun ve lüleli saçları vardı. Bugün kısa saçlara sahip o, fakat hala yüksek seslerde şarkı söyleyebiliyor. Ve bugün de erkekler Thomas Anders'i kıskanıyor. Çünkü Koblenz'li, 30'lu yaşların sonunda on bir yıllık bir aradan sonra sansasyonel bir geri dönüş yaptı: Modern Talking en başarılı alman pop müzik gruplarından biri. Ve özel hayatında da her şey yolunda gidiyor onun için. İki yıldır Claudia (30) ile evli. İki hafta önce de çift ilk çocuklarının sahibi oldu, Alexander Mick. Sonraki iki haftada da Thomas Anders bir ebeymiş gibi sürekli ilgi gösterdi ailesine. "Her an bebeği izlemek zorundayım. Bir fincan kahve almaya gittiğimde bile yol üstünde iki defa Alexander'in odasına giriyorum" şeklinde anlatıyor o. "Ve o ağzının tadını da biliyor. Eline biberonu aldıktan sonra, saatlerce içiyor." BUNTE Anders ile baba olmak, eş üzerine düşünceler, müzikal partneri Dieter Bohlen ve eski imajı üzerine konuştu.

Hangisi heyecan verici: Dieter Bohlen ile sahneye çıkmak mı ya da bir çocuğun doğumu mu?

Anders: Doğum. Bu çok heyecan vericiydi. Hamileliğe hazırlıkta bütün nefes alma derslerini öğrenmiştim, ama doğum odasında hiçbirini uygulayamadım. Dünya doğumdan beri daha güzel.

Çocuk işinizin değişmesine yol açacak mı?

Anders: Müziği sonlandırmıyorum. Neden mesleğimi kısayım ki? Diğerlerine göre çocuğum için daha çok zaman ayırabilirim. Yolculuğa çıkmadığım zamanlar, işime evimden gidiyorum ve ses stüdyosuna öğlenleri gidiyorum. Bütün öğlen öncesi çocuğum için zamanım var.

İlk birlikteliğinizde 14 yıl Nora ile beraberdiniz ve şimdi iki yıldır Claudia ile evlisiniz. İkinci koşuda neleri daha iyi yapıyorsunuz?

Anders: İlk eşim ikincisi ile karşılaştırılamaz. Benim kariyerimle alakalı olup olmaması tamamen Claudia'dan kaynaklanır. Burada dikkatli olmak lazım. Kadın eşinin parıltısı ile mi güneşlenmek istiyor ya da kendi de böyle bir kariyer mi yapmak istiyor? Ya da kendi kendine "Sevdiğim eşimin sayfasında yerim var" şeklinde mi konuşuyor. Beni şaşırtan, müzikal açıdan rahatsız edilmeyen kadınların ünlü birisi ile evlendikten sonra birdenbire kendi müzik kariyerine başlamaları. Öyle görünüyor ki, eşlerinin adını malzeme yapıyorlar.

Peki eşiniz şarkı söylemeyi çok isterse?

Anders: Eğer karım "Bir plak yapmak istiyorum" gibi bir şey derse, cevabım "Bunu yapmayacaksın!" olacaktır. Fakat eşim öyle zekidir ki, böyle bir şeyi asla yapmaz. Yetenek geceden sonra ortaya çıkmaz.

Bu, kulağa arkadaşınız Dieter Bohlen'in durumu gibi geliyor. Bir hafta boyunca Dieter Bohlen olmayı tasavvur edebilir misiniz?

Anders: Hayır. Ne bir gün ne de bir hafta.

Deneyiniz.

Anders: Sonra neler olacağını tasavvur edebilirim. Büyük ihtimalle, pazartesi günü hemen parti düzenleyicisi Michael Ammer'den hafta sonu nerede olduğum konusunda bir acil çağrı alırdım (gülüyor). Ama bu olmaz. Dieter de bir gün Thomas Anders olmayı tasavvur edemez. Bu, bizim sihrimizin yardımıyla. Biz birbirimize tamamen ters kişilikleriz.

Yani bu demek oluyor ki, Dieter ve siz birbirinizden hoşlanmıyorsunuz ve sahne dışında yollarınız ayrı.

Anders: Biz gerçekten çok ama çok iyi anlaşıyoruz. Ama özel hayatımızda tamamen ayrılıyoruz. Onun özel hayatına burnumu sokmuyorum, o da benimkine. Bu davranışımız üzerine çok konuşuluyor. Ama iyi anlaştığımızı belgelemek için aynı evde mi oturmak zorundayız?

Bohlen'siz de başarılı olur muydunuz?

Anders: Modern Talking'e ara verdiğimde üç albüm çıkarttım. Ama Almanya'dakine göre yurt dışında daha başarılıydım. Bu benim imajım ile de alakalı. İnsanlar sadece "Cheri Cheri Lady"ye indirgedi beni. Ve onlar için boynumda altın zincirle dolaşan bir tiptim ben.

... ve poponuza kadar bir yele ile. Bugün çok farklı görünüyorsunuz?

Anders: Arkasında kariyer bırakmış ve yıllar sonra tekrar biraraya gelmiş farklı adamlar gördüğünde insanlar, Dieter ve ben çok iyi devam ettik.

Hala aşk mektupları alıyor musunuz?

Anders: Internet üzerinden aşk mektupları geliyor zaten. Yakınımda olabilmek için bir kaç hayranım Koblenz'e taşındı. Köpeğimle geceleri gezmeye çıktığımda, bir fan ağacın arkasından birdenbire önüme fırlıyor. O an kalbim bir süreliğine duruyor, köpeğim de kalp krizi geçiriyor.

Eleştirmenleriniz sık sık bütün Modern Talking şarkılarının aynı şekilde kulağa geldiğini söylüyor.

Anders: Bu tip bir eleştiri yok. Bunları, bir kaç euro ile yaşadıklarına ölümüne kızan bir takım müzik yazarları yazıyor. Onlar şöyle düşünüyor: Neden Modern Talking yıllardır aynı şeyi yapıyor ve milyonlar kazanıyor? Phil Collins de aynı şekilde kulağa geliyor. Ayrıca Udo Jürgens de kanatlar üzerine oturup şarkı söylediğinde, şarkı on yıl önceki gibi aynı şekilde kulağa geliyor, sadece farklı bir güfte ile. Nerede Modern Talking varsa, içinde de Modern Talking vardır. Tüm dünyada milyonlarca albüm satıyoruz. Eleştirmenler umurumda değil benim.

Bugün 20 yaş genç olsaydınız hangi grupta şarkı söylerdiniz?

Anders: Hiçbirinde. Backstreet Boys'un elemanı olmayı aklıma getiremiyorum. Bu çok zor benim için. Herhalde genç Dieter ile birlikte Modern Talking'i kurardım.

Röportajı yapan: Ann Thorer


• Modern Talking ile "Victory" üzerine söyleşi
Almanca'dan çeviri: Kamil Koçak

Soru:Yeni albümünüze iddialı bir ad verdiniz, "Victory" yani 'zafer' - burada özel bir anlam mı saklı?

Dieter Bohlen:Formula 1 için şarkı söylediğimiz için, bütün albümü de bu parola altında sunduk. İki Formula-1 parçası var: "10 Seconds To Countdown" ve "Ready For The Victory".

Thomas Anders: Bunun dışında "Victory" pozitif bir söylem ve yeni sezona full power ile giriyoruz ve bunun için sevinçliyiz.

Soru: Fanlarınızın 11. yeni albümünüzden beklentileri ne?

Dieter Bohlen: Her pop dinleyicisinin sahip olması gereken 15 parça. İnanıyoruz ki, bu albümle pop müzikte yeni bir abide yerleştireceğiz. Müthiş melodiler, müthiş aranjmanlar, kısaca herkesin bir favori şarkı bulacağı süper bir pop albüm.

Soru: Kişisel olarak hangi müziği dinlersiniz? Ve içinde yeni şarkılar için ilham bulur musunuz?

Dieter Bohlen: Meslektaşlarımın neler yaptığı konusunda bilgilenmek için herşeyi dinlerim. Fakat bu bazen ilham verir bana, çünkü kendimize özgü bir tarzımız var ve aynı müziği yapan başka bir grup da yok.

Soru: Ayrılık zamanlarından beri görüldüğü kadar ikili olarak başarılı bulunuyorsunuz. Fanların kafasındaki sürekli soru, Modern Talking'in daha ne kadar var olacağı konusunda. Albüm dışında geleceğe dair ortak bir planınız var mı?

Thomas Anders: Fanlar tamamiyle endişesiz olmalı. Ne Dieter ne de ben köşemize çekilmeyi düşünüyoruz.

Dieter Bohlen: Her zaman dediğimiz gibi, hayranlarımız bizi istediği sürece müzik yapacağız.


• Thomas Anders, Röportaj (Berliner Zeitung, 09.03.2002)
Almanca'dan çeviri: Kamil Koçak

Soru: Sayın Anders, medyada sürekli eleştiri almak sizi rahatsız ediyor mu?

Thomas Anders: Ne iyi ki herşeyi okumuyorum. Ama bazen internette hakkımda neler yazıldığına bakıyorum. Sık sık gülüyorum, çünkü bütün hikayede mizah ispatlanmalı olgusunu buluyorum. Ara sıra öyle gülünç oluyor ki gerçekten.. Birden şöyle de düşünebiliyorum, hakikaten adam beni iyi gözlemlemiş, buna tolerans göstermeliyim. Ve diğer herşey beni sinir krizlerine sürüklüyor. Biri Almanya'da problemlerle yaşamayı öğrendiğinde, o an gerçekten kendimi iyi hissedeceğim.

Soru: Niçin?

Thomas Anders: 1987'ye kadar 5 defa kendimi asmış olmalıydım çünkü.

Soru: Sizi bunu yapmaya ne alıkoydu?

Thomas Anders: Şöyle diyelim: Eskiden Modern Talking son bulduğu sırada, çiftliğimde oturup hayatın anlamı üzerine gerçekten ilk defa düşünmüştüm. Ardımda dev bir kariyer vardı ve sordum: Yaşam hangi yöne gitmeli şimdi? Birşeyin etkisi altında kalmamış olmayı istedim, böyle hissettim. Özgür olmalıydım. Ve isoterik kitaplar okumaya başladım, çünkü nispeten basit olan tarz, başka bir düşünüş düşünce tarzına giriş yapıyordu. Arkadaşlarım bana bugün, her zaman intiharı düşünmüş olduğumu, ama her yeni zaman noktasında buna gerçekten müsaade etmediğimi söylerler.

Soru: Ama önceden de büyük bir kuyuya düşmemiş miydiniz?

Thomas Anders: Hayır, ilginç bir durumdu ki benim için bir karanlık söz konusu değildi. Her zaman pozitif bir görüşe sahiptim. Her şey geride kaldığı için mutluydum. Asla unutmayacağım, Beverly Hills oteli, Los Angeles'da, odamda otururken, "Bild" gazetesinde Dieter'in "Modern Talking bitmiştir, paydos" dediğini okumuştum. Ve önceki eşime, "bu kızgın, isteseler bile geri dönmek zorunda değilim" demiştim. "Hayat güzel, hepsi kıçımı yalasın". Dünyadaki en mutlu kişi olmanın tadını çıkarıyordum, en sonunda kalbimden büyük köfteler haline geldi bu. Bu Modern Talking, bu taş... Gazeteden benim hakkımda hiç bir gübre okumak zorunda değildim. Herşey gitti. Amerika'da istediğim kadar kalabilirdim. Ve arkadaşımla bir tenis turnuvası yapabilirdim, plan yapabilirdim, aileyi görebilirdim. Yıllarca elimi kolumu bağlayan şey, özgürlük olmuştu. Diğeri de sıfır hayat kalitesine sahipti zaten.

Soru: Bu şekilde uzun süre iyi gitti mi?

Thomas Anders: Tabii ki hayır. Yeni özgürlüğün lezzeti bir yıl sonra kayboldu. Sonra hükümler geldi: Sizi uzun süre televizyonda izlememişim, burada da dedim ki: Sizi televizyonda hiç görmedim. Bu benlik duygusu ile kendime yön verdim. Bundan sonra nerede değerin olup nerede olmadığına ölçü koyabildim. Mezara giren insanlar var ve daha bir şey bulabilmiş değiller.Kendim için önemli olanı biliyorum.

Soru: Önceden sizin için önemli olanı bilmiyor muydunuz? Liseyi bitirmişsiniz, ve?

Thomas Anders: Liseyi bitirmeme şaşırdınız mı?

Soru: Almanca, politika yazarlığı ve müzik kayıtlı... Yüksek öğrenime de başlamış mıydınız?

Thomas Anders:Beş ya da altı dönem yüksek öğrenim gördüm.

Soru: Ve sonra birdenbire önemsiz oldu?...

Thomas Anders: Kısaca olay şu, yedi yaşındayken ortaya çıktım, her zaman müzik yapıyordum. İlk albümümde yirmi yaşındaydım, asla yayınlanmadı, ama ben devam ettim. Bir dans lokalinde yer aldım. Yemek aynı zamanda sahne programı vardı. Bu olayı harika buluyordum, okuldan sonra orada şarkı söylemek. Ve birden 70-80 defa ahne aldım. O zamanlar on bir yaşındaydım ve her sahneye çıkışta 500 Mark büyük paraydı. Üç yıl sonra sesim kalınlaştı ve şarkı söylemeye hevesim kalmadı, böylece diskoteklerde çalışmaya başladım.

Soru: Sadece para kazanmak üzerine miydi herşey?

Thomas Anders: Yani, meyhanelerde de çalıştım ya da otelin barında içki sattım. Bu iyiydi her zaman. Bana bayanlar takıldığı zaman sorardım: Ama bayanlar, siz daha hala yalnız mısınız? Tak, bir alışveriş, muamele oluştururdum. Baylara mı rastlıyorum, yani lütfen, kavalye olup bayanı bir içki içmeye davet edin, derdim. Tak, bir alışveriş daha, ticaret yani. 16 yaşındaydım o zamanlar, ve bunu komik bulurlardı her durumda. Her zaman korkunç muamelelerim ve hayvani bahşişim olurdu. Ama ailem için liseyi bitirmem çok önemliydi. Bunu benimseyebilirim de. Sonraları ebeveynlerime demiştim ki, ok, lise diplomasını aldım, beş altı dönem de yüksek öğrenim gördüm, şimdi sadece müziğe konsantre olmak istiyorum. Ve eğer 25 yaşıma kadar bundan yaşamımı sürdüremezsem, üniversiteye devam... Sonra Modern Talking oldu. Bundan sonra da geri dönüşümün olmadığı açıklık kazandı.

Soru: Bu bir kültürel şok muydu, Alman dili dalında eğitim gören bir öğrenciden, sahnedeki pembe ceketli ve dudak parlatıcısı sürmüş gence...

Thomas Anders: Burada büsbütün değişim söz konusu. İnsanlar için zaten yeni bir olay gelmişti, bizleri radyodan tanıyorlardı, ama nasıl göründüğümüzü bilmiyorlardı. Tüm bu Modern Talking kariyeri bizim yüz kazanmamızla başlamıştır aslında. Sonra da gün insanlar için X oldu. Dieter'i kimse pastel renkli günlük yürüyüş elbiseleri içinde algılayamadı. İşte bu anda ben çıktım, makyaj ve boynumda Nora zinciri ile bir dış görünüş. Pembe ceket de o zamanın modasıydı. Ve dudak parlatıcısı da dudakların kamera önünde kurumaması için maskede doğal görünmek adına aslında hiçbirşeydi. Bir süre boyunca bunu oldukça şık bulmuştum. Duran Duran da sonu olmaksızın makyaj yaptı. Boy George, makyajı mükemmele kadar ilerletti, Depeche Mode büyük, siyah kajal giyiyorlardı. Birden bire makyaj yapan adam sayısı hayvanca arttı. Ve sonra saçlarım daha da uzadı, ve adamlar berbere gidip, Thomas Anders gibi saçlarım olsun dediler. Kadınlar da benim saç lülelerimden istediler. Burada insan kendini kabul edilmiş hissediyor. Bu aynı zamanda estetik üzerine bir soru. İnsan zaman geçtikçe tecrübe kazanıyor ki, müthiş şarkılar yapsan da, sevilmeyebiliyorsun da. Müzikten çok görünüşe bakıldığından, farklı bir durum var. Bu benim korkunç derecede sinirimin bozlumasına neden olmuştur, sahneye çıktığımızda, A noktasından B'ye yürüdüğümüzde, herkesin çığlık atması. Şarkı da tamamiyle 'farketmez' durumda olurdu.

Soru: Baştan beri estetik sorular üzerinde durduğunuza göre, Dieter ile nasıl beraber çalışabildiniz?

Thomas Anders: Yani bu ,onun estetik olmadığı anlamına mı geliyor?

Soru: Bu, sizin ondan farklı bir estetiğe açıkça sahip olduğunuz anlamına geliyor.

Thomas Anders: Esaslı bir estetik benim için dışı ifade ediyor, bu da bakımlı olmak demek, ve Dieter'de bu var.. Sonra ilişkilerde, çevremizde de tabii ki bir estetik var, burada da mantıklı olan hakkında bir gerginlik var tabii ki, çünkü farklılıklarımız var. Eğer Dieter'in hayatı Modern Talking'in kariyerini yüklenmek konusunda başlasaydı, elbette masaya oturmak zorunda olurduk. Bundan başka nesnelerin bana gelmesine izin vermiyorum, sadece kişisel görüşlerim var bunlar için. Ve kesinlikle, Dieter için benim görüşlerim oldukça zor. Yani onun özel yaptıkları konusunda hüküm veremem ve beni olduğum gibi kabul etmesini de bekleyemem. Biz siyam ikizleri değiliz, beraber tatile de çıkmayız. Ben kendi hayatımı yaşarım.

Soru: Çok az bilinen bir konu... Kendinize ait iki müzik şirketiniz var.

Thomas Anders: Evet, biri Thomas Anders Music GmbH, bu benim kişisel müzik yayıncı şirketim. Bu yayıncıda önceden kendi yazdığım şarkılar ile, tek başına yazdığım Modern Talking şarkıları var. Thomas Anders'e dair çok özel herşey yani. Bundan başka KA.G.B. Music GmbH var. Bu, hem müzik yayıncısı hem de prodüksiyon firması. Modern Talking dışında olanlar için, eşimle birlikte sahibim bunlara. Farklı projelerimizin hepsi eşim Claudia tarafından koordine ediliyor. Modern Talking olarak bir işletmeye sahip değiliz. Dieter ve ben temelde herşeyi yalnız yapıyoruz., biz böyle alışkanlık kazandık, herkes kendi görev alanında yani. Dieter, prodüksiyon konusunda yetkili ve şarkıların büyük bölümünü o yazıyor. Ben ise yönetim ve koordinasyon ile alakadarım. Örnek olarak, bir turne yaptığımızda, sahne tasarımcımız ile beraber oturup, kitaba göre işi tartışıyorum. Nasıl albümle ilişkili iyi bir sahne oluşturabilirim? Sonra genellikle Londra'ya gidiyorum, konserlere bakıyorum, çünkü Almanya'da bilinmeyen müthiş efekler var bunlarda.

Soru: Yeni trendleri başkaları için de kullanıyorsunuz. No Angels için bir şarkı yazdınız, It Girls ve diğer yeniler de başarılı prodüksiyonlar. Önceden nasıl sezebiliyorsunuz bunları?

Thomas Anders: Buna biz kendimiz de şaşırıyoruz? Bu galiba, iyi düşünmekten ve sanatçıların, şarkılarını candan yazmaları ile ilgili. Bunun için kendini gösteren çalışma şartları oluşturuyoruz.

Soru: Almanya'nın en modern mix aletlerine sahip olmalısınız ki, bir müzik dergisinde bundan sekiz sayfa bahsedilmiş.

Thomas Anders: Yani, bu ProTools ile başkaları da çalışıyor, fakat bundan çok gurur duyuyorum. Bu tamamen dijital bir mix kürsüsü. Band kullanımı olmuyor artık, ama ses izleri grafik olarak görülebiliyor. 128 bunlar. Bir şarkı kodlama ile giriliyor ve kürsü bunu iki dakika içinde dahice son pozisyona getiriyor. Ve önceden kayıtlı mix üzerinde çalışabiliyorum da. Fakat bu zamanlayıcı bir makine değil, yani herşey üzerinde çalışmak gerekli. Fakat ben çeyrek milyon tutarındaki tüm drumları içeren aleti istiyorum. Çünkü birşey yaptığımda, doğru yaparım. Açık sözlülükle söyleyebilirim, bu makineyi muazzam şekilde kullanamam, ama bir hayal sadece. Demolarımız da prodüksiyon değil tabii ki.

Soru: Stüdyoda şarkılar için sorularınız da olmalı.

Thomas Anders: Öyle bir noktadayız ki, yazdan beri ertelediğimiz eski sorumluluklarımızı sonunda yerine getiriyoruz. Yeni bir yetenek var, inanılmaz bir şakıcı kız. Harika bir sese sahip 18-19 yaşlarında bir italyan. Bu şarkıcıyı ön plana çıkarmak için beş altı hafta çalışmalıyım ki böylece plak endüstrisine dinlenebilir birşeyler sunayım. Gerçekten denemek için doğru çalışılmalı, bu da devamlılık olmadan imkansız.

Soru: Yapabilecekseniz, ne üzerinde deneme yapmak isterdiniz?

Thomas Anders: Zaman benim için daha olmamış. Fakat size yazılı olarak ne geleceğini verebilirim. Önceden Jazz alanındaki çalışmalarım askıda şu an. Canlı müzisyenlerle olan, dinlemekten zevk aldığım çalışmalar...

Soru: Prodüksiyonlarınız için yetenekleri kendiniz mi arıyorsunuz?

Thomas Anders: Evet, beraber buluyoruz.

Soru: Hangi kriterlere göre?

Thomas Anders: Ses ve kişilik.

Soru: Ama Zlatko ve Jürgen'e de yapımcılık yapmıştınız...

Thomas Anders: KA.G.B. firması bir kazanç yeri ve genç bir şirket. Bankadan krediler aldık ve para kazanmalıyız. Öncelikle, büyük zorlukların ve başlangıç yatırımlarının dışına çıkalım, eğer çark dönmeye devam ederse, bu deneme amaçlı şeylere zevkle başlayabilirim. Ama bundan önce ödün vermeliyiz. Tabii ki az çaba ile çok kazanan insanlar var. Fakat onların altyapıları yok. Örnek Zlatko: Sıfırdan zirveye çıktığında birdenbire bir Michael Jackson olmuştu. Bu elemanın ne yapmak istediği sorusunu düşünmüştüm. Zlatko üçüncü sınıf ahşap binalar açmak zorunda kaldığı sürece ben de başarılı olarak branşımda etkin olacağım. Ve düşündüğümden hızlı gelişti herşey. Evet, bazen kendime sorarım: Daha fazla ilgi çekebilmek için insanda armut mu olması lazım? Nasıl bir medya dünyasında yaşıyoruz? Nereye gidiyor?...

Soru: Evet, nereye gidiyor?

Thomas Anders: Bilmiyorum. Hiçbir skandala karışmama vaadi verdim. Ve karım da soyunmuyor ve televizyon şovu yapmayı düşünmüyor. En dar elbiseyi giymiyor, sarı saçları ve göğüsleri gerçek. Evet, bu sıkıcı mı?

Soru: Koblenz'deki yaşamınız heyecanlı mı?

Thomas Anders: Evet, burada ailemle, arkadaşlarımla beraberim. Ben Los Angeles'taydım da ve çiftlikte doğru dürüst eve girmezdim. Koblenz'te olduğum için herşey harika, düşünüyorum da güzel, burası benim yaşam odağım. Bu şehri seviyorum da, burada çevremin sevgi oluşumlarına güveniyorum. Her gün pazar günü benim için. Adil olarak böyle söylenmeli. Sağlıklıyım ve yaşam ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum, sevdiğim bir işim var ve süper bir ilişki. Umarım böyle devam eder.

Soru: Bernd Weidung, sanatçı adı Thomas Anders ile nasıl yaşıyor?

Thomas Anders: Bir defasında bir butikte kredi kartım ile ödeme yapmak istemiştim. Satıcı bayan arkasını döndü ve gitti ve kontrolü aradığını ve telefona fısıldadıklarını duydum: Burada çok büyük bir sorunum var. Şu an burada Thomas Anders var ve üzerinde Bernd Weidung adı yazılı sahte bir kredi kartı kullanmaya çalışıyor. O an anladım ki ben insanlar için Thomas Anders'im. Pasaportumda ve kimlik kartımda da Weidung yazıyor. Ben Anders'im. (anders=farklı)

"America" albümünün ardından Thomas ile yapılmış söyleşiden alıntılar;
Çeviri : Kamil KOÇAK
1)Son günlerde MAX dergisindeki haber Modern Talking fanları arasında bir huzursuzluğa dikkat çekiyor. Dieter'in tek başına şarkı söylemeyeceği ileri sürülmekte. Dieter'in sahnede ve stüdyo kayıtlarında şarkı söyleme konusunda böyle davranacağı doğru mu gerçekten?

"Bütün bu telaşı anlamıyorum. Bir muhabir çok büyük bir keşif yaptığını ve dünyanın geri kalanını aydınlattığını zannetmiş. Modern Talking, büyük ve dünya çapındaki sanatçıların (ör. Whitney Houston, Bee Gees) %98'i gibi bir koroya sahip. So, what? Dieter, asla Lead vokal olma konusunda bir görüş belirtmedi ve yine asla korolara tek başına söyleme hakkında birşeyler ileri sürmedi. Gerçek olan, korodaki kişilerin sadece hizmetli olduğu ve burada basit olarak, birileri büyük Modern Talking pastasından pay almak istemiş.. Ne yazık ki bu geriye doğru bir gidişat olmuş, çünkü 'America' için yeni ve görüldüğü gibi değiştirilebilen koro sanatçıları aldık ve düzenli ödeme yapılıyor kendilerine, böylece eski ses rengi yakalanıyor."

2)Thomas, öyle görünüyor ki Modern Talking'de internet konusunda aynı yönde ve beraber hareket söz konusu yine. Bu konu hakkında birşeyler söyleyebilir misin ve buna rağmen senin siten www.thomas-anders.com devam gösterecek mi?

"Tabii ki benim sitem devam edecek. Tekrar herşeyi ayarlamak konusunda zaman ve para yatırımı yapmıyorum. Dieter, kendi adına bir site açmayacağına kesin olarak karar verdi, ve fanların bunu kabul etmeleri iyi olur bence. Sitemi, kesinlikle tekrar yapılandıracağım ve daha yoğun biçimde Modern Talking alanıyla ilgili olacak, çünkü fanlarımızın yankıları ve takdirleri beni son derece motive ediyor.

Bunun dışında Fan-Club forumlarında farklı görüşleri gördükçe tereddüte düşüyorum. Neden çok sayıda fan Thomas ve Dieter ayırımı yapıyor? Önemli olan müzik değil mi ki? Birçok fan kişisel davranıyor ve sözlü olarak karşılıklı etrafa yayılıyor. Kim 'iyi', kim 'kötü'? Aman Tanrım, ikimiz birlikte bir takımı, "Modern Talking" takımını oluşturuyoruz. Dieter, tanınmış bir besteci ve yapımcı, ben de vokal ve derleyiciyim. Sadece bu şekilde Modern Talking var oluyor nasıl oluyorsa. İkimizden biri ilgisiz olursa, Modern Talking de var olmaz artık. Biz birlikte eşit ölçüde karar veriyoruz ve birimiz diğerine danışmadan asla karar verme durumu yok.

Sadece Dieter'in, özel hayatından dolayı manşetlerden düşmemesi ve bu yüzden bir podyuma sahip olması, Modern Talking'in güncel aktivitelerinden ve işlerinden haberler vermesi, benim hiçbirşey yapmadığım anlamına gelmez. Tam tersi tamamen. Bu konular üzerine az konuşuyorum. Böylece ben bir leke oluyorum. Ne yazık ki çok sayıda kişi bundan dolayı yetki dağılımı konusunda yanlış izlenim elde ediyor."


• Chat Protokolünde Dieter Bohlen
Almanca'dan çeviri: Kamil Koçak

Soru: Grand Prix'de kişisel favorin kim tabii Isabel dışında?
BOHLEN: Rasyonel nedenlerden dolayı: Kellys.Çünkü çok sert hayran kitlesi var.
Soru: Nino ile ilişkilerin bugün nasıl? Önceden onun yarışma şarkısını yazmıştın...
BOHLEN: İlişki süper, burada çok muhabbet ediyoruz, dünyadaki en kızgın şarkıcı.
Soru: Bu yarış için bir şarkı daha yapar mısın, bugün kazanmasan bile.
BOHLEN: Ben kafasını kuma saklayan bir kaybeden değilim. Her zaman varım.
Grand Prix'ten sonra Isabell ile bir albüm planlıyor musun?
BOHLEN: İkinci single'dan sonra bu düşünülebilir.
Neden hep benzer görünüşlü kadınlara yapımcılık ediyorsun?
BOHLEN: Her zaman en iyisini aradım - BILD-Casting'de daha iyisi yoktu.
Ne kadar süre daha Thomas Anders ile şarkı söyleyeceksin?
BOHLEN: Hayran kitlemiz yani fanlarımız bize sadık kaldığı ve Platin aldığımız sürece.
Modern Talking ile Grand Prix'te yer almayı düşünmez misiniz?
BOHLEN: Otuz yıl içinde tekerlekli sandalye ile geliriz!
Verona Feldbusch ile bağlantın var mı hala?
BOHLEN: Hayır, Verona'yı bir daha görmek istemiyorum.
Thomas Anders gerçekten beste yapabiliyor mu?
BOHLEN: Açık, yeni modern Talking albümüne bir sayı yazdı.
Isabell bugün kazanırsa ne yapacaksın?
BOHLEN: Sonra Estland'a gideceğim.
Merhaba????? Estefania da bugün orada mı?
Dieter, yeniden evlenmeyi düşünüyor musun?
BOHLEN: Estefania da burada ve evlenmek, neden olmasın?
Yakında Isabel'e Playboy'da hayran kalabilir miyiz?
BOHLEN: Hayır!!! Bunun için o daha çok genç.
Özel olarak hangi müziği dinlersiniz?
BOHLEN: Listelerde olan herşeyi dinlerim.
Sahneye çıkmadan önce lamba harareti basar mı seni?
BOHLEN: Ama nasıl, bana parlayan lamba da derler.
TV total'deki sahneye çıkıştan dolayı mutlu musun?
BOHLEN: Stephan Raab benim bir arkadaşım ve beraber çok eğleniriz.
Neden elinizde hep bir gitar tutarsınız (video kliplerde) şarkıda hiç gitar kullanılmamasına rağmen???
BOHLEN: Nedeni ellerimle ne yapmam gerektiğini bilmememden dolayı.
Birisine yapımcılık yapmadan önce, dış görünüm yüzde kaç önemlidir senin için?
BOHLEN: Dış görünüş önemli ama Kellys den görüldüğü gibi bunun en önemli olmadığı gerçek. En son ses belirleyici oluyor!
Ölümden sonra yaşama inanır mısın?
BOHLEN: Hayır, ölüm ölümdür; eğer ölürsem, ölmüş gitmişimdir, sonra cennette tekrar karşılaşırız.
Kaç yıl sonra şov dükkanından çekilme olmalı?
BOHLEN: Kırktan sonra! Ben otuzsekiz yaşındayım ve buna rağmen iyi durdum.
Sayın Bohlen, hayatınızda şu ana kadar dolmamış neyi istersiniz?
BOHLEN: Her yıl daha genç olmayı isterdim.
Yaşlılığa karşı ne yapacaksın?
BOHLEN: Gelecekte yaş konusunda yalan söyleyeceğim.
Modern Talking'in radyolarda bu kadar seyrek çalınmasının nedenini açıklayabilir misin?
BOHLEN: Çok başarılı olduğumuzdan dolayı, bunu radyolardaki bazı kimseler yediremiyorlar kendilerine.
Gerçek bir meslek öğrendin mi?
BOHLEN: Diplomalı ticaret adamı, işletmeci yani tam akademisyen!
Hayatının en büyük çelişkisi neydi ve neden?
BOHLEN: Verona Feldbusch'u doğru! tanımış olmam.
Annemin sizin plaklarınızı dinlemesine karşı ne yapmalıyım? ;-)
BOHLEN: Annendeki iyi müzik zevkinden sen de yararlanabilirsin. Annene selam!
Matematikteki durumun nasıldı eskiden?
BOHLEN: İyi derecedeydi!
İkinci bir ön adın var mı?
BOHLEN: Günni, yani Günther.
Dieter, Fanpost okuyor musun?
BOHLEN: Evet her gün Internet'teki forumlara bakıyorum.
Gerçekten moderntalking-web.de adresinde foruma yazdın mı??
BOHLEN: Evet, bugün kendim yazdım, sonuncusu saat 10'daydı.
Nasıl bir araba sürüyorsun?
BOHLEN: Ferrari, Mercedes, Honda, Viper...
Sivil toplum örgütlerine bağış yapar mısın?
BOHLEN: Evet, örnek olarak Dieter için bir Kalp kampanyası. Tabii ki alıcıları söylemeyecğim.
Kendine burnu büyük diyebilir misin?
BOHLEN: Bu da nesi!
BOHLEN: Ne yazık ki gitmeliyim. Sizinle olmak güzeldi. Fakat otele gitmeliyim - üzerimi değiştirmeliyim vs... Sevgiyle kalın!!