Modern Talking ve 80li yıllarda müzikteki etkisi


Modern Talking, 80li yılların müziğinde çok önemli bir yere sahip, vatanı Almanya olan bir grup.
1984'de kurulduktan sonra özellikle Avrupa'da büyük kitleleri etkileyen müziği, 1988 başlarında son buldu.

Değişen müzik anlayışına, gelişen müzik teknolojisine ve yeni dünya düzenindeki müzik pazarına kayıtsız kalamayan grup üyeleri 1998'de grubu tekrar biraraya getirdilerse de 2003 yılında tekrar ayrılarak Modern Talking'in müziğinin ikinci defa son bulmasına yol açtılar.

Grubun üyeleri Dieter Bohlen(1954, Bern/ Oldenburg) ve Thomas Anders(1963,Münstermaifeld/ Koblenz) adlı iki Alman müzisyen.

Dieter Bohlen, Almanya'nın hitleri olarak adlandırılan "Deutsche Schlager" stili şarkıları Alman sanatçılara vermesiyle müzik dünyasında yavaş yavaş tanınmaya başladı. 1979 yılına gelindiğinde, genç Bohlen'in verdiği şarkılar kısa sürede başarılı olmuş ve birer hit konumuna gelmişti.

Bestecilik yönüyle yetinemeyeceğini anlayan Bohlen, hırsına kapılarak daha fazlasını istiyordu (yıllar geçse de bütün hayatına hakim olacaktı bu hırsı). Almanya ile sınırlı kalmamak, uluslararası alanda da müzik listelerine girebilmek ve hatta zirvede yer almak hedefiydi.

60larda Beatles ve Kral Elvis ile hızlanan ve değişime başlayan müzik, bazı türlerde ideolojik anlamlar da yüklense de, 70li yıllarda sadece dans etmeye yönelik bir alternatif yön de buldu ve "Disco" denilen bir kavram ortaya çıktı. 70lerde Disco denilince akla gelen klasik isimler Bee Gees, ABBA, BoneyM gibi gruplardı. Avrupa'da daha çok ABBA ve BoneyM rüzgarı esse de, yeni kıta Amerika'da Michael Jackson solo albümler çıkartarak insanları etkiliyor, müzikte yeni tarzlar ortaya çıkıyordu.

Bateri ve drum takımlarının ritim vurması, ritmin üstüne elektro gitar ve bass gitarların kullanıldığı bir melodi, arka fonda kemanlar, trompetler ve sevgi, aşk vb. temaları işleyen liriklerden(şarkı sözleri) oluşan hızlı tempolu bir müzikti 70li yıllarda disco.

Fakat Avrupa ve Amerika arasındaki disco müzik çok belirgin farklılıklar taşıyordu. Örneğin BoneyM, Avrupa'da listelerin ilk sırasından inmezken, ABD'de Top Ten'e bile giremiyordu.

Bohlen, Beatles ile büyümüş ve kendisini geliştirmiş bir müzisyendi. Rock altyapısı vardı, fakat disco müzikten de çok etkileniyordu. Almanya dışına çıkmak için herşeyi gözönüne alarak yeni tarzlar peşindeydi. Bu koşullar altında yeni bir disco soundu oluşturdu: Güzel romantik şarkı sözleri + güzel romantik müzik + yeni disco soundu.

Bu soundu tutturabilmek birkaç problem vardı. Öncelikle kendi sesi güzel değildi ve yapacağı müzik için de aradığı tarzdan bir vokal bulamıyordu. Dieter, en iyi sesleri aramaya, araştırmaya ve bulmaya karar verdi. Sonunda 20 yaşındaki genç Bernd Weidung'u seçti. Bu genç, birkaç albüm piyasaya çıkarmıştı ve hatta Dieter bestelerini vermişti Bernd'e, çünkü ikisi de aynı müzik firmasında çalışıyordu.

Yeni disco sound'unu icra etmek için bulduğu vokalden sonra grubu kurmaya ve adını koymaya sıra geldi. Kurduğu grubuna verdiği ilk isim "Modernes Gespräch" oldu (Almanca 'modern konuşma' anlamına geliyor). Fakat bu isim müzik piyasası için pek hoş olmayan bir isimdi Dieter'e göre, böylece ingilizce "Modern Talking" daha uygun bulundu. Ve Modern Talking start aldı. (Modern Talking adının nasıl bulunduğuna dair esprili olarak anlatıldığı "Dieter Der Film"den bölümü için tıklayınız: - Grubun adı "Dieter ve Thomas" olsun. -Olmaz, kuaför salonu gibi bir isim bu.)

Bernd Weidung ve Dieter Bohlen ilk kez 1982'de tanışma fırsatı bulmuştu. Hansa adlı yapım şirketinin (bugünkü BMG, Berlin) isteği üzerine Thomas Anders "Pick up the phone" (F.R. David'in "Words" ü takip eden hiti) adlı parçanın Almanca orijinal versiyonunu Hamburg'da bir kayıt stüdyosunda seslendirdi. Bu şarkının Almanca sözleriyle "Was macht das schon?" yaratıcısı ise Dieter Bohlen idi. Buna benzer Almanca aranjman çalışmaları ve prodüksiyonlar da devam etti sonra. Örnek olarak "Wovon träumst Du denn?" adlı parça Almanya listelerine 16. sıradan girmişti.

70lerin sonunda ve 80lerin başlarında bateri takımlarıyla, bass ve elektro gitarlarla, kemanlarla, piyano ile müzik yapmak disconun olmazsa olmaz bir kuralıydı. Ama Bohlen, yaratmak istediği yeni sound için bu enstrümanları kenara iterek yeni teknolojinin ürünü ve yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlayan Elektronik keyboard'ları kullandı. Yani Bohlen'in tarzı, o zamanların yeni teknolojisini kullanmaya yönelikti.

Elektronik keyboard/synthesizer ile orkestra kurmadan müzik yapabilmek çok kolaydı. Arkadan çalan ritmi programlama, üstüne akorları kaydetme, melodi ve en sonunda şarkı sözleri... İçeriği kolay gibi görünse de synthesizer ile müzik yapmak gerçekten bir yetenek işiydi.

(Fakat her ne kadar keyboard ritim vurmak kolay olsa da Dieter Bohlen Modern Talking'in ilk beş albümünde klasik bateri takımlarını kullanacaktı. Daha sonra, gençliğin elektronik tınılara daha fazla rağbet ettiği müzik yapım firmalarının gözünden kaçmayacak, Bohlen de 1987'deki altıncı Modern Talking albümü dahil 2003'teki son albümlerine kadar elektro bateri ya da keyboard ile şarkılarında ritim vuracaktı.)

Bohlen, Modern Talking için keyboard ile yarattığı yeni tarzını hayata geçirdi ve Thomas Anders ile birlikte ilk single 45liğini piyasaya çıkardı: "You're My Heart, You're My Soul". Almanca sözlerden vazgeçip, İngilizce'ye yönelmeleri uluslararası müzik piyasasına girebilmek için gerekliydi o zamanlar, bununla beraber Bohlen, Bernd'in sesine İngilizce'nin daha yakıştığını düşünüyordu. Bohlen, bu şarkıyı Mallorca güneşinin altında yazarken BMG/Hansa için planlamamıştı ama BMG sayesinde Modern Talking kurulmuş oldu.

Bu arada Bernd, sahne adı olarak "Thomas Anders" adını tercih etmişti. 1984'ün sonuna doğru piyasaya çıkan ilk single başarılı olamadı. O zamanların modası olan içi Christmas şarkıları ile dolu albümler ile ancak rekabet edebiliyordu. O dönemlerde, günümüzdeki gibi pazarlama uygulamaları bilinmediğinden, başarısız olmuştu single.

Fakat şansın da yardımıyla, Almanya'nın devlet kanalı ARD'de yayınlanan "Formel 1" ve "Drehscheibe" adlı programlarda şarkının bütün Almanya'ya görücüye çıkması ile 24 Ocak 1985'de single, Almanya Top20 listesine girebildi. (Formel1 programındaki performans için tıklayınız: ) Şarkı o kadar başarılı oldu ki 6 hafta boyunca listenin ilk sırasından düşmedi. Herkes bu yeni tarzı kabullenmişti, çünkü kulağa çok hoş geliyordu.

Bohlen'in rüyaları gerçek olmuş, sadece Almanya'da değil yurtdışında da single 45liği tutulmaya başlamıştı. Günde 40.000 den fazla single satılıyordu. Yurtdışında, anadili Almanca olan Avusturya ve İsviçre'den sonra Avrupa ve Asya'dan toplam 35 ülkede single listelerinin ilk sırasına yerleşmişti "You're My Heart, You're My Soul".

Türkiye'de de TRT Radyoları aracılığı ile dinletilen bu single, ülkemizde satışa sunulmadı, çünkü bir single pazarı oluşamamış durumdaydı Türkiye'de (gerçi 20 yıl geçmesine rağmen halen böyle bir pazar yok).

Kısa süre sonra ikinci single 45lik piyasaya çıktı: "You can win, if you want". Aynı zamanlarda çıkan ilk Modern Talking albümü "The First Album" ile birlikte single, listelerin zirvesinden inmedi. İlk iki single ve albümün başarısı, Modern Talking'in tek şarkıyla şöhret olmuş bir grup olmadığını kanıtladı.

İlk albüm kaset ve 33lük plak şeklinde piyasaya çıktı. Türkiye'de de bu 33lüğe çok büyük ilgi vardı. Her yerde Modern Talking dinleniyordu. Türk insanı Thomas Anders hakkında, "babası Türkmüş, ondan esmer" gibi şeyler bile söylüyordu. Almanya'da çalışan gurbetçi vatandaşlarımızın, Türkiye'de Modern Talking'in tanınmasında rolü vardır. Tıpkı BoneyM'in Türkiye'de tanınmış olması gibi. Bu 33lüğü Türkiye'de dağıtan plak şirketlerine gurbetçi vatandaşlarımızın Almanya müzik piyasasından bilgi aktarması buna örnektir. Almanya'daki kültürel etkilenme bir şekilde Türkiye'ye geliyordu yani.

Kısa bir süre sonra sonra ikinci albümü çıkardı Modern Talking: "Let's Talk About Love". Bu albümden de Modern Talking'in ortalığı kasıp kavuran üçüncü büyük hiti "Cheri, Cheri Lady" çıktı. Single, 19 Eylül 1985'de Almanya Top20 listesine ilk sıradan girdi.

Modern Talking soundu başarıya ulaşmıştı artık, evlerde pikaplarda, discolarda, yeni çıkan "MC player" denilen kasetçalarlarda hep Modern Talking vardı. (Cheri Cheri Lady dinleyen Alman gençleri Werner adlı çizgi filmde: )

Fakat, Bohlen'in korktuğu başına gelmiş, günümüzde de artık bir kanun haline gelmiş Amerika Pop - Avrupa Pop çatışması, Modern Talking'in başına da geliyordu. Örneğin o zamanlar son albümü "Thriller" ile Michael Jackson Modern Talking'den önce albümü çıkmış olmasına rağmen, Modern Talking'in satışlarını dünya genelinde çoktan katlamış, hatta satış rekorları bile kırmıştı. Thriller albümündeki müzik altyapısı 70lerin sonlarında da devam eden 'disco soundunun' bir örneği niteliğindeydi. Oysa Bohlen, dediğimiz gibi akustik enstrümanları bir kenara itmişti. Michael Jackson daha doğrusu ABD ile müzik alanında da rekabet etmek hele soğuk savaş da devam ederken zordu Avrupa için. Hatta Bohlen'in müziğinde ABD'de 1983'te milyonlar satmış Cindy Lauper'in soundundan da izler vardı ki, Lauper'in 'Girls Just Want To Have Fun' ile Amerika'da elde ettiği başarıyı da kendisinin de yakalayabilme ihtimalini de gözardı etmemişti.

Bundan dolayı Avrupa kendi içinde rekabete kapandı. Diskoteklerde çalan Bohlen'in bu yeni tarzına "Eurodance" denildi, "Eurodisco" olarak da karşınıza çıkar... Ve Modern Talking'in bu tarzının çok iyi para getirdiğini gören yapımcılar ve gruplar mantar gibi çoğalmaya başladı. Herkes enstrümanları bir kenara itip, sadece keyboard ile altyapısı hazırlanmış "Eurodisco" yapmaya başladı.

Almanya'dan Alphaville, Norveç'ten "A-Ha"(1985'de kuruldu), İngiltere'den Duran Duran, Erasure(1986), Living In A Box(1987) Frankie Goes To Hollywood, Eruption gibi grupların yaptıkları şarkılar, Modern Talking'in müziğine o kadar çok benziyordu ki... Belki bu grupların içinde Modern Talking'den önce albüm çıkarmış olanları da vardı (Alphaville 1981, Duran Duran 1980, Frankie Goes To Hollywood 1980... gibi) ama Eurodance tarzıyla kendi albümlerinin "belki de ilk defa" bu kadar çok satılmasını sağlamışlardı. Arada 1981'de kurulmuş olan Depeche Mode gibi, Eurodance tarzını baz alıp daha da ileriye götüren ve apayrı bir sound yaratarak kült olan gruplar da vardı. O kadar komiktir ki, 70li yılların disco müziğinde bir kült olmuş BoneyM bile, enstrümanları bir kenara atıp altyapısı sadece keyboard ile yapılmış albümler piyasaya çıkarmaya başlamıştı; bunun en bariz örneği olarak BoneyM'in "Kalimba De Luna" adlı albümü ve hit olan şarkısı "Happy Song" u verebiliriz.

(Aslında Eurodance salt Modern Talking soundu değildi, 80lerin sonlarında Eurodance'ın ne olduğu daha iyi anlaşılacaktı...)

Modern Talking'in tarzındaki keyboard altyapısı, bass akorlar vs. birşekilde Eurodance'ın olmazsa olmaz bir parçasıydı ve Eurodance müzik yapılırken bu kalıpların da uygulanması gerekliydi. Ama 80lerde sadece Modern Talking'e has bir özellik vardı: Tiz korolar... Şarkının yüksek oktavlarda söylenmesi Bohlen'in hem istediği hem de biraz da mecburiyetten uyguladığı bir durumdu.

İstediği, çünkü Bee Gees 70li yıllarda diskolarda fırtına gibi eserken (Stayin' Alive şarkısıyla örnek), grubun solisti Barry Gibb'in bir tarzı vardı: tiz ses çıkarmak ve yüksek oktavlarda şarkı söylemek. Bohlen, bu tarzdan etkilendiği için biraz da tiz koroları Modern Talking'de uyguluyordu.

Mecburiyetten, çünkü Bohlen'in sesi normal oktavlarda kötü çıkıyordu. Yüksek oktavlarda ise Thomas'la beraber aynı oktavda şarkı söylemesi kulağa hoş gelen bir tarzdı.

Dieter Bohlen, sırf bu yüksek oktavlardaki stili kullanmak için bir backvokal grubu da kurmuştu. (Dieter'in sesinin kötü olduğuna ve back vokal grubu üyelerine ilişkin haber için tıklayınız : Bölüm1 ve Bölüm2 ) Rolf Köhler, Detlef Wiedeke, Michael Scholz ve Birger Corleis'den oluşan bu backvokal grubu Modern Talking'in ilk 6 albümünün değişmez dörtlüsüydü (1998'den sonraki albümlerde ise bu grupta Birger Corleis yer almayacaktı). Bu Backvokal grubu, 1985 yılında "Broken Dreams" adı altında, yine aynı adlı bir 45lik piyasaya sürdüler. Şarkının bestesi Rolf Köhler, Claus-Robert Kruse, Dave Storey, Dwight Storey imzasını taşıyordu ve Coconut etiketiyle piyasaya sürüldü. Çok özel olan bu 45liği dinleyenler, Modern Talking'in klasik soundunun aynısı ile karşılaştılar.

Eurodance soundunda taklit etmek bir yere kadardır, ama bir grup var ki Bohlen'in tiz korolarını bile taklit etmiştir: Bad Boys Blue. Öyle ki, bu grubun çok para getirmiş hiti "You're a woman" şarkısını ilk kez dinleyenler, bu şarkıyı Modern Talking'in söylediğini sanmıştır. Taklitin böylesi yani...

Müzikal açıdan Modern Talking ve Avrupa'daki gruplar bu durumdayken, Thomas Anders'in özel yaşamında da hareketlenmeler, belki de sonun başlangıcı olacak gelişmeler oluyordu: Thomas Anders, 1985 yılının temmuz ayında Nora Balling adındaki şarışın sevgilisi ile evlendi. Ve Modern Talking, 1985 yazında tüm Avrupa'yı ve bazı Asya ülkelerini kapsayan bir turneye çıktı.

Thomas cephesinde bunlar olurken, Bohlen daha fazla para kazanma hırsı ve firması Hansa/BMG'nin üstelemesiyle de başka isimlere prodüktörlük yapmaya devam etti. 1985'in sonlarında Caroline Müller adlı şarkıcıya C.C.Catch adı altında "Catch The Catch" adlı albümü çıkarttı. Bu albümde yer alan "Cause You Are Young", "Strangers By Night", "You Can Be My Lucky Star Tonight" adlı şarkılar çok ses getirdi.

Albümde yer alan şarkıların tipik özelliği Modern Talking şarkısı olmasıydı (artık "tipik Dieter Bohlen" şarkısı diyeceğiz). Başarının altındaki en büyük neden buydu. C.C.Catch'in albümü birdenbire koyu Modern Talking hayranları tarafından ilgi yanında sitem de aldı. Çünkü, şarkılar o kadar güzeldi ki, Thomas Anders söylese yine tüm Avrupa'yı kasıp kavuracak türdendi.

Eurodance müzikte bayan vokal denemesi yapan Bohlen'den sonra tabii ki benzer prodüksiyonlar ortaya çıktı. Bunlardan en başarılısı BMG şirketinin rakiplerinden "Virgin Records"dan geldi. "Arabesque" adlı grubun lead vokali Sandra Lauer 1985 sonlarında, yapımcı Michael Cretu tarafından solo bir single ile müzik piyasasına girdi. "Maria Magdalena" adlı şarkı ile listebaşı olduğunda C.C.Catch ile yarışıyordu. Sandra'nın şarkılarında ise erkek vokal Hubert Kemmler yer alıyordu, aynen C.C.Catch şarkılarında Dieter Bohlen'in olması gibi...

Müzik dünyasında hal böyleyken Modern Talking, sadece müziğiyle değil, imajı ile de kitleleri etkiliyordu. Thomas Anders'in bayanları bile kıskandıracak kadar uzun, bakımlı ve güzel saçları hatta bir çok bayandan güzel yüzü Avrupa'da erkeklerin berber koltuğuna oturup Thomas Anders saçı istemelerine yol açıyordu. Dieter ise fönle kabartılmış, sarıya boyattığı, ensesi uzun saçlarıyla 80li yılların klasik erkek saç stilini yansıtıyordu, Türkiye'de de 80lerde moda olan bu erkek stilinde bıyık da vardı hatırlarsanız :) . Thomas Anders'in dudaklarına parlatıcı sürmesi, Bohlen ile beraber objektiflere yakın pozlar vermesi, bu ikilinin eşcinsel olduğu söylentilerine bile yol açmıştı.

Modern Talking'de dikkati çeken bu dış görünüşte kıyafetlerin yeri de çok önemliydi. Dieter Bohlen spor, rahat, dökümlü bazen tulum şeklinde, 80lerin modasını yansıtan sarı renk gibi kıyafetler giyerken, Thomas Anders daha klasik çizgilerde gömlekler, pembe ceketler, kumaş pantolonlar giyiyordu. Video kliplerde, TV programlarında bu giyim tarzlarından şaşmıyorlardı.

Öyle ki albüm ve single kapaklarına bu tarz da yansıtılıyordu. Converse stili spor ayakkabı Dieter'i temsil ederken, klasik çizgilerdeki siyah ayakkabı ise Thomas'ı simgeliyordu. Bu, simgeleme olayı enstrümanlar ile de yapılıyordu. Elektro gitar Bohlen'in simgesi iken, piyano Anders'i simgelerdi.

Bu simgelerin yanında grupla özdeşleşmiş Modern Talking logosu, 80li yılların havasını çok iyi yansıtıyordu. El yazısı ile yazılmış gibi duran italik Modern Talking logosu o kadar özdeşleşti ki Modern Talking'le, 1998'den sonra tekrar biraraya geldiklerinde bile albüm ve single kapaklarında bu logoyu kullandı Thomas ve Dieter.

Modern Talking'i yansıtan bir özellik de, 80li yıllardaki albüm ve single kapaklarında kendi resimleri yerine illüstrasyonlar ve grafikler kullanmalarıydı.
Kapaklarında bazen bir araba resmine, bazen güvercinlere, bazen atlara, bazen de bir şelaleye rastlayabilirdiniz.

1986 ilkbaharında "Ready for Romance" adlı albüm piyasaya çıktı. "Brother Louie" ve ünlü "Atlantis is Calling" bu albümden çıkmış olan single'lar. Bu iki şarkı yine Almanya Top20'de bir numara oldu.

Bu albümde yer alan Just We Two, Doctor For My Heart, Save Me - Don't Brake Me, Hey You ve Angie's Heart gibi diğer Eurodance şarkılara da single çıkartılsaydı hepsi listelerin ilk sıralarına yerleşirdi, çünkü gerçekten kaliteli şarkılardı.

1986 sonbaharında ise Dieter ve Thomas grubun ayrılması konusunda hemfikir oldular. Ayrılma kararının görünen gerekçesi Thomas'ın eşi Nora'ydı. Bütün Avrupa'da Modern Talking hayranı olan insanlar Nora ismiyle de sıkça karşılaşır oldu. Çünkü Thomas Anders, boynundan "Nora" yazılı kolyesini hiç çıkarmıyordu. Resimlerde, video kliplerde, konserlerde Thomas Anders'in, Dieter Bohlen'siz gittiği Modern Talking konserlerinde Nora, kendisini grubun bir parçası olarak görmeye başlamıştı ve şarkılarda Thomas'ın arkasında back vokallerde yer alıyordu.

(İlginç bir örnek, Thomas'ın boynundaki Nora adı o kadar insanların aklına kazınmaya başlamıştı ki yeni pazarlar yaratıyordu. Türkiye'de, Thomas'ın boynundaki kolyedeki yazı karakteriyle aynı logoyu taşıyan "NORA" adlı kaset-plak şirketi bile kurulmuştu.)

Anlaşmazlıklar devam ederken, para kazanmanın çekiciliğine de hayır diyemeyen ikili anlaşamaya anlaşamaya :) üç albüm daha çıkarttı.

"In the Middle of Nowhere" adlı dördüncü albümden önce ünlü "Geronimo's Cadillac" single olarak piyasaya çıktı ama sadece 3. sıraya kadar yükselebildi. Riding On A White Swan, Sweet Little Sheila, Ten Thousand Lonely Drums, Lonely Tears In Chinatown, The Angels Sing In New York City, Princess Of The Night adlı albümdeki diğer şarkılar da klasik Modern Talking tarzını yansıtan güzel şarkılardı. Bu arada Bohlen, sadece hareketli şarkılarla değil, ballad ve yavaş ritimli şarkılarla da besteciliğini ilk albümden beri konuşturuyordu. "Give Me Peace On Earth", bu albümde yer almış, single olarak piyasaya sürülmüş, çok sevilen bir Bohlen balladıdır.

Albümler çıkarken, ilk single'dan itibaren de TV kanallarında Modern Talking videoklipleri dönüyordu. Kliplerde giyim tarzı olarak istikrarlı bir şekilde yer alan Thomas & Dieter, 80li yılların görüntü efekti imkanlarını da kullanıyorlardı. Her ne kadar Star Wars'taki kadar bir efekt bütçesi ayırmamış olsalar da, Geronimo's Cadillac videosunda arabanın bagajından çıkan çizgi film tarzı gökkuşağı efekti 80li yılları çok iyi yansıtan klasik ve kültleşmiş bir imajdır.

Videokliplere de devam edilirken Thomas ve Dieter, kontratta yazılı olan maddelere uydu: İki tane daha albüm yaptılar 1987'de. Beşinci Albüm "Romantic Warriors". Albümden "Jet Airliner" adlı single piyasaya çıktı, fakat sadece birkaç hafta boyunca Almanya listelerinde 3. sırada durabildi. Bu albümden "Romantic Warriors" ya da "Don't Worry" gibi diğer Eurodance şarkılar single olarak piyasaya sürülseydi, daha da başarılı olurdu Modern Talking. Ama ne yazık ki single olarak piyasaya çıkmadı bu şarkılar.

Bu arada 1987 yazında Thomas Anders, Nora ile birlikte Türkiye'ye de gelerek, "Çeşme International Song Contest 1987" adlı organizasyona katıldı.

6.Albüm "In The Garden Of Venus" adını taşıyordu. Bu albümün single çalışması ise "In 100 Years" idi. Bohlen, 2000li yılların ortalarına geldiğinde bile, yazdığı en iyi şarkı olarak "In 100 Years"ı gösterecekti, ama 80lerde insanlar kıymetini bilememiş olacak ki şarkının:), single pek başarılı olamadı.Son albümde yer alan diğer iyi şarkılar ise, Who Will Save The World, A Telegram To Your Heart ve Good Girls Go To Heaven idi.

Son iki albümün, ilk dördünden belirgin farklılığı, şarkıların Eurodance tarzında değişikliklere uğramasaydı. Klasik Modern Talking tarzı yanında Bohlen'in, "Who Will Save The World" şarkısında olduğu gibi elektro gitar sololarını kullandığı, elektro gitar ile ritim atıp akor bastığı şarkılar da yazması belirgin tarz farklılıklarıydı. Ama Modern Talking dinleyicileri, C.C.Catch albümlerindeki Bohlen şarkılarından, onun yeni tarzına alıştıklarından, Modern Talking albümünde böyle bir şeyi yadırgamamışlardı.

Ayrılma kararının görülen gerçeği Nora yanında, çok açığa vurulmayan bir gerçek daha vardı: Bohlen'in tatminsizliği.

Nora'nın Modern Talking albümlerinde ve konserlerinde yer almak istemesi, Thomas'ı kışkırtması, Bohlen ile anlaşamaması dağılma sürecinde temel iken, Bohlen'in tatminsizliği bu süreci hızlandırıyordu. Durum böyleyken, grupta açık olmayan şeyler yüzünden, Modern Talking hayranları açıkça şu eleştirilerde bulunuyordu: Grubu sırtlayan Thomas, o sarışın adamın ne işi var bu grupta?

Aslında hiçbirşey göründüğü gibi değildi, tüm besteleri, grubun prodüktörlüğünü Dieter yapıyor, konserleri Dieter ayarlıyor, Thomas'a ise besteleri seslendirmek kalıyordu. E grubun solisti o olduğu için de grubun esas adamı Thomas gözüküyordu.

TV programlarının görüntülerinde, resimlerde, videokliplerde Thomas Anders hep ön plandaydı ve Bohlen bunun gerekliliğini yadsıyordu. Thomas ve Nora ikilisinden farklı bir hayat görüşüne sahipti ve çok da tartışıyordu onlarla Bohlen. Bu koşullar altında çalışamayacağını belirterek ve arkasında 60 milyondan fazla bir satış rakamını bırakarak Thomas'dan grubun dağılmasını istedi en sonunda. Bu habere üzülenlerin yanında Bad Boys Blue gibi taklitçi rakipleri gibi sevinenler de oldu.

Dünya'da tüm haber ajansları bu haberi geçiyordu: "Modern Talking dağıldı". 80li yıllarda müzik sektörünün bugünkü kadar geniş ve esnek olmamasından dolayı büyük yankı uyandırmıştı bu haber.

Grup dağıldıktan sonra da BMG firması, sansasyon yaratmış bu haberi fırsat bilerek son albümdeki "Locomotion Tango" adlı şarkıyı single olarak piyasaya sürdü, ama çok başarılı olmadı bu 45lik. Modern Talking'in dağılmasından sonra, Thomas & Nora birkaç tura çıktı, konserler verildi. Bunlardan biri; "Modern Talking - The Final Concert" adını taşıyordu. 1988 yılında Güney Afrika'da Sun City Superbowl'da Dieter'siz bir Modern Talking konseri verdi Thomas. Geri vokallerde ise Nora ve Utah adlı hoş bir kız vardı.

Yazı: Kamil Koçak

Devamı: 1987'deki dağılmanın ardından 11 yıl