1987'deki dağılmanın ardından 11 yıl


Öncesi : Modern Talking ve 80li yıllarda müzikteki etkisi

Modern Talking dağılmıştı ama müziği hala dinlenmeye devam ediyordu. Thomas Anders ve Dieter Bohlen de farklı yönlerde yola devam ettiler.

Dieter Bohlen, daha Modern Talking dağılmadan kafasında yer alan solo projesini hayata geçirmiş solo albüm için ilk şarkılarını 1987'de yazmıştı. Bohlen, "Blue System" adı altında 1987'de "Walking On A Rainbow" adlı bir albüm çıkardı. Artık Thomas yoktu ve Blue System müziğini dinleyenler ilk başta bu sesi çok garipsediler, çünkü Bohlen'in sesi kötüydü ve farklı geliyordu. Ama bestenin ve aranjmanın iyi olması, Bohlen'in yine yüksek oktavlara başvurması, geri vokallerde C.C.Catch gibi güzel sesleri kullanması durumu kurtarıyordu.

Thomas Anders ise, grup müzikten çekildiğini açıklayarak solo müzik çalışmaları için eşi Nora ile birlikte ABD'ye göç ederek Los Angeles'a taşındı.

Müzik piyasası ise 80lerin sonunda durgunluğa girmiş, artık belli başlı isimler duyulmaya başlamıştı sadece. Bunlardan biri yine Micahel Jackson'dur. 1988'deki "Bad" albümü müzik dünyasına bir kurtarıcı olarak girmişti.

Bu arada Bohlen, C.C.Catch ile yollarını ayırmış, Blue System'de geri vokalde Nadja Abdel Farrag'ı çalıştırıyordu. Bohlen aslında Blue System'in tamamiyle bir solo proje olmasından çok grup müziğine yönelik olmasını istiyordu, bu yüzden Blue System adı altında birçok yetenekli müzisyenle çalıştı.

80lerin sonlarında teknoloji açısından da müziğin taşınabilirliği değişmeye başlamıştı. 1987 başlarında yaygınlaşmaya başlayan Compact Disc ise plak cızırtılarından, bant fıslamalarından :) bıkanların imdadına yetişiyor, en kaliteli sesi dinleyiciye sunuyor, müzik pazarında yepyeni bir alan açılmış oluyordu.

Ardı ardına Blue System albümleri çıkıyordu: 1988'de Body Heat, 1989'da ise Twilight piyasaya sürüldü. 1989'da çıkan Blue System albümünün önemli bir farklılığı ise, albüm kapağındaydı. Bohlen, grafiklerden vazgeçmiş, ilk kez kendi resmini koymuştu kapağa.

Bu noktada Bohlen de para kazanmaya devam etse de her ne kadar eskisi kadar olmasa da, Modern Talking'in istenilen Eurodisco'sunu istikrarlı biçimde sürdüren grup Bad Boys Blue, yeni yaygınlaşmaya başlayan bilgisayarın yarattığı beatlerin çekiciliğine ve modasına kapılmıyor, hala elektro keyboard'u kullanıyor, 1989'da çıkardığı albümde yer alan "Show Me The Way" ve "Someone To Love" adlı şarkıları ile kitlelerin Modern Talking özlemini biraz da olsa dindiriyor, Dieter Bohlen ve Thomas Anders'in yapamadığını yapıyordu.

Özel hayatında ise Bohlen, eşini çoktan boşamış, vokalisti Nadja Abdel Farrag ile 1989'da bir beraberlik yaşamaya başlamıştı...

Thomas Anders de Kapstadt, Johannesburg, Hong Kong, Singapur, Taipeh, Santiago de Chile gibi metropollerde turneye çıkmış, eski Modern Talking hayranlarının nabzını yoklamış ve talebi görerek solo albümler yapmaya karar vermişti.
1989'da "Different" adlı solo albümünü çıkardı Anders, fakat beklediği taleple karşılaşmadı ne yazık ki. Ses ne kadar iyi olsa da, bestelerin çok iyi olmaması ve albümlerin pazarlama stratejisindeki hatalar, satışların istenilen düzeyde olmamasına yol açıyordu.

90lara gelindiğinde Bohlen, Modern Talking tarzını devam ettirdiğini düşünse de eski bestelerin tadını vermiyordu yeni şarkılar. 1990'da "Obsession" adlı Blue System albümü çıktı, onu takiben "Seeds Of Heaven", 1991'de "Deja Vu", 1992'de "Hello America", 1993'te "Backstreet Dreams", 1994'te "21st Century" piyasaya sürüldü.

Thomas Anders ise 1991'de "Whispers", 1992'de "Down On Sunset" ve "For Your Love", 1993'te "When Will I See You Again" adlı ilk solo albümü ile aynı satış grafiğini izleyen, fakat Blue System albümlerinden daha fazla satamayan albümler çıkarttı. Bu albümleri Los Angeles'taki stüdyosunda yapıyordu. Satışlar çok iyi olmasa da Anders, sesini ve yorumunu sürekli geliştiriyor, kendisine güveni kırılmıyordu. Ve Thomas'ın özel hayatında büyük bir gelişme oldu: 1993 yılında Nora ile boşandı.

Bohlen de bu arada para kazanma hırsından hala vazgeçememiş, Nino de Angelo, Bonnie Tyler ve Dionne Warwick gibi bir çok şarkıcıya prodüktörlük yapıp albümler çıkartmaya devam ediyordu.

Dış görünüşleri de değişti Thomas ve Dieter'in. Thomas uzun saçlarını arkadan topluyor, Modern Talking günleri ile solo dönemi arasında bir fark yaratmaya çalışıyordu. Dieter ise, saçlarına sarı gölgeler attırmaya devam ediyordu, ama 80lerdeki spor tarzının yerini deri ceketler ve motorsikletler ile oluşturmaya çalıştığı yırtık ve asi Rocker imajı alıyordu, her ne kadar Blue System rock müzik ile alakasız olsa da. Üstelik kilo da almıştı.

Blue System, yurtdışında da özellikle Sovyetler Birliği'nde çok büyük bir ilgiyle karşılaştı. Öyle ki konser vermek için gittiği Rusya'da Bohlen, onur madalyalarına layık görülüyordu.

Thomas Anders, yeni arayışlara girerek İspanyolca bir albüm çıkarttı. 1994'te çıkan bu albüm "Barcos De Cristal" adını taşıyordu. Ama Anders, doğru bir karar vermiş olacak ki İspanyolca, Thomas'ın sesine yakışıyordu. Bu albümden sonra Thomas Anders, Almanya'ya geri döndü ve Koblenz'e yerleşti. Yaşadığı bu değişimi saçlarına da yansıtan Anders, 1995 yılında saçını kesti. Thomas'ın Almanya'ya geri dönmesi ile yaşanmış ilginç bir olay da Dieter Bohlen'in eski arkadaşı Anders'i telefonla aramasıydı.

90ların ortalarında pop müzikte bir değişim daha görülmeye başladı. Synthesizer ile yapılan müzikte yeni teknikler ortaya çıkmış, arka ritimlerde yeni beat ve bass vuruş efektleri kullanılır olmuştu. Bohlen Eurodance tarzını değişikliğe uğratmış ve 80lerdeki elektronik keyboardların ritim tutmasını bilgisayardaki beatler karşılıyordu. Bu tarza "La Bouche" adı verildi ve Eurodance'ın bir alt kolu olarak görülüyordu.

Bohlen'in bu tarzı tabii ki yine yaygınlaştı, en bariz örneği "Culture Beat" adlı gruptu. Back vokallerdeki zenci bayan sesin, Blue System'deki Nadja Farrag ile benzer olması asla bir tesadüf değildi.

Blue System ise 1995 yılında "X Ten" adlı onuncu stüdyo albümünü çıkarttı. Bu albüm, artık tamamen Eurodance dışı bir albümdü. La Bouche tarzı hakimdi albümde. Anders de, 1995'te "Souled" adlı bir albüm çıkartmış, kısa saçlarıyla albüm kapağı için poz vermişti.

Zaman geçtikçe Modern Talking unutulmasa da solo olarak Bohlen ve Anders, Modern Talking zamanlarındaki kadar ilgi görmüyordu artık. Bohlen, Almanya'da sıradan bir popçu olarak görülüyordu artık. Ve Almanya'da artık pop müzik denilince gençler iki ismi gösteriyordu: Bir zamanların genç kızı Sandra ve Michael Jackson.

1996 yılı oldukça hareketli bir yıldı Bohlen ve Anders için. Blue System'in "Forever Blue" adlı albümü piyasaya çıktı. Thomas Anders ise, Claudia Hess adındaki bayanla tanıştı ve çıkmaya başladı. Aynı yıl Dieter, "Body To Body" albümü çıktıktan sonra Nadja Abdel Farrag'dan ayrılarak 1995 yılında tanıştığı , Almanya güzellik kraliçesi seçilmiş Verona Feldbusch ile evlendi, fakat evliliği sadece dört hafta sürdü. Dört hafta sonunda magazin basınında bu evlilik öyle yer etmeye başladı ki, takip eden bir yıl boyunca Bohlen müziği ile değil, sadece özel yaşamı ile gündemde kaldı.

Dış görünüşlerde yine değişiklikler oluyordu Thomas ve Dieter'de. Thomas, kısacık kestirdiği saçlarına alışmaya çalışıyor, artık eskisi gibi dudaklarına parlatıcı sürüp pembe ceketler giymiyor, 90ların sonlarına hakim olan modaya uyuyordu, üstelik aşırı derecede kilo almış, çenesinin altı sarkmaya başlamıştı. Dieter Bohlen de çok kilo almıştı ve o da uzun saçlardan sıkılarak 1996'da uzamış saçlarını kestirdi.

1997'ye gelindiğinde mayıs ayında Verona Feldbusch ile davaları sonuçlanan Bohlen, aynı yıl son Blue System albümünü çıkardı "Here I Am". Albümün adı dinleyicilere mesaj verir nitelikte de olsa, sadık Dieter Bohlen hayranlarına rağmen satışlar orta düzeye çıkamadı.

Bu arada Thomas Anders de prodüktörlük işine soyunmuş, kendi kurduğu müzik şirketinden yeni yeteneklerin single'larını çıkarıyordu. Ama bunlar da ticari kaygıları ön planda olan albümler olduğundan iyi satış yapamadı.

Artık müzikal anlamda adı anılır konumda değildi Dieter Bohlen ve Thomas Anders. Özellikle Bohlen, magazin basınının bir numaralı malzemesi olmuştu.

Bununla beraber müzik anlayışları ve zevkleri değişmiş, bilgisayarlı müzik, bass loop ve sample'lar piyasadaki albümlerin olmazsa olmaz bir parçası haline gelmişti. Artık Eurodance, sadece "Eurodance ve 80lerin fanatiği" müzikseverler tarafından biliniyor ve dinleniyor, 90ların sonunda iş yapamaz hale gelmiş oluyordu ne yazık ki.

Bohlen'in para kazanma ve müzikte yine adı geçer olma isteği, Thomas Anders'in müzik yapma arzusu, Bohlen'in aklına dahice bir fikir getirdi. Hala Modern Talking'e özlem duyuluyordu ve fırsatı değerlendirmek gerekirdi...

Yazı: Kamil Koçak

Devamı: Geri Dönüş 1998 Comeback ve 1999 yılı