türkiye'de modern talking


Yazı: Kamil Koçak

80li yıllarda Modern Talking, Almanya sınırları dışında da plak satışları açısından çok başarılı olmuş ve bir çok yabancı ülkede altın plak ödüllerine layık görülmüştür. Modern Talking'in başarılı olduğu ve çok sevildiği ülkelerden biri de Türkiye'dir.

80li yıllarda yurtdışı müziğin önünde "pop" kelimesi yoktu Türkiye'de. Bunun yerine bu türe 'Hafif batı müziği', 'yabancı müzik', 'disko müzik' deniliyordu. Türk insanının, ingilizce sözlü müziğe ilgisi yadsınamazdı.

Bakış açısı ve ilgi denilince, bütün Türkiye'nin dünyaya görüşünü TRT'nin tek kanalı TV1 belirliyordu. Bu yüzden bir önceki gece TV1'de ne yayınlanmışsa ertesi gün herkes onu konuşuyordu.

Türkiye'de 80lerde 33lük ve 45lik plakların satışı MC denilen kasetler çıkmasına rağmen devam ediyordu. Ve yabancı müzik plakları da azımsanmayacak derecede fazlaydı. Öyle ki bugün satan yabancı müziğe dayalı orijinal kaset ve CDler, o zamanlardaki tirajın bile çok altındadır.

TRT'nin etkileyici tek faktör olmasından dolayı, 1985'te bütün Avrupa'yı kasıp kavuran Modern Talking, Türkiye'de de ilgi görmeye başlamıştı.TRT'de akşam gösterilen "yabancı müzik kuşağı"nda Modern Talking'in klipleri, ertesi gün heryerde bu Modern Talking şarkılarının çalınmasına, TRT Radyo1'de bu şarkılara sık rastlanılmasına, plak satan dükkanların camlarına "Modern Talking geldi" yazısının asılmasına yol açardı.

Türk plak şirketlerinin bu gruba yönelmesinin nedenlerinden biri de, Modern Talking plaklarının Avrupa'da çok satıldığı haberini Almanya'da yaşayan gurbetçi vatandaşlarımızın Türkiye'de anltamasıydı.

Bunun dışında HEY müzik dergisi de Modern Talking haberlerinden geçilmiyordu. Bütün bunlar birleşince Türkiye'de Modern Talking çok sevildi. Lise ve üniversite gençliği bu müzikle Türk diskoteklerinde dans ediyor, Modern Talking plaklarını alıp dinliyor, Modern Talking kartpostallarını kitap ve defter kapaklarına yapıştırıyordu. Türkiye'de 1985-1988 yılları arasında çıkmış bütün Modern Talking albümleri, çıktıkları haftadan itibaren birinci sırada olmuştur hep (TRT kaynaklı bilgi).

80lerde, Türkiye'deki bu ilgiden dolayı, Thomas'ın boynundaki Nora kolyesinden esinlenerek, aynı logoya sahip Nora adlı plak-kaset şirketi bile kurulmuştu.
Türkiyeli sanatçılar da albümlerinde Modern Talking şarkılarından örneklere yer verdi:
- Cengiz Coşkuner - Cheri, Cheri Lady Enstrümantal (Dünya Listelerinden Seçmeler, 1986, Göksoy Plakçılık, Albüm Kapağı)
Neşe Karaböcek - Akşamlar (You're My Heart, You're My Soul)

Türk film sektörünü de etkileyen Modern Talking şarkıları, her Türk filminin diskotek'de çekilen sahnelerinde kullanıyordu. Hülya Avşar'dan Sibel Turnagöl'e, Tarık Tarcan'dan Kadir İnanır'a, Ahu Tuğba, Banu Alkan'dan Nuri Alço'ya kadar bir çok sinema oyuncusunu, arkada Modern Talking ya da Dieter Bohlen bestesi C.C.Catch şarkıları çalan sahnelerde görmüşsünüzdür hep. (Türk Filmleri'nde Kullanılmış Müzikler - 80ler.com araştırması)

Türkiye'de 1984 ve 1987 yılları arasında çekilmiş olan bütün Türk filmlerinde, Modern Talking'in background müzik topluluğu olması ile Modern Talking'in Türkiye'deki imajı biraz zedelenir gibi oldu.

Bir çok basın organında Modern Talking'i karalayan yazılar yayımlamaya başladı. Bu yazılarda grupsözde müzik eleştirmenlerince hep ucuz müzik yapmakla suçlandı. O dönemlerde hazırlanan müzik programlarında Pink Floyd'a ya da Queen'e yer vermek kaliteli müzik çalacağız adına yapılan inanılmaz haksızlıklardı. Çünkü Modern Talking hiçbir zaman çıkıp "biz felsefi müzik yapıyoruz biz çok kaliteliyiz" demedi. Onların tarzı ayrıydı. Kendi tarzlarını kendileri yarattılar. Ancak Türkiye'de akıl almaz karalama kampanyaları hiç bitmedi.

Hürriyet yazarlarından Kanat Atkaya o dönemler için bir köşe yazısında bunu açıkça dile getirmişti: "Jazz, Rock gibi müzikleri dinlemek varken bu kadar kalitesiz müzik yapan bir grubu niye dinlerler ki..." Bluejean adlı dergide de Modern Talking'i karalayan yazılar vardı.

Modern Talking'e karşı Türk basınında durum böyleyken BMG ve Hansa firmaları tepkisiz kalmakla yetiniyordu Türkiye'de. Karalama yazılarına protesto bile çekmiyordu. Film yapımcılarının Modern Talking şarkılarını izinsiz kullanıp, telif hakkı ödememelerine de bir yaptırım uygulanmıyordu.

Türkiye'de bir tarafta Modern Talking'i hiç sevmeyen bir kitle varken, diğer tarafta fanatik derecesinde seven hayranları (bugünkü tabirle Fanları) vardı tabii. Medyada her zaman eleştiri yapan bir durum olmuyordu, bugün de çok fazla tanınan, Türkiye'nin tecrübeli DJ'lerinden Hakan Gündüz, Gala Panorama ve MusicMachine serilerinde Modern Talking'e her zaman yer veriyordu. "Hey" ve "Onyedi" dergileri de Modern Talking'e destekler nitelikteydi.

Türkiye'de Modern Talking'e ilgi bu kadar büyükken, BMG'nin bunu gözardı etmesi yine de düşünülemezdi. 7-31 Temmuz 1986 aralığında düzenlenecek olan 25. Uluslararası Bursa Kültür ve Sanat Fetivali'nde Modern Talking'in de sahne alacağı haberi çıkmıştı, fakat bu gerçekleşmedi. Ve 1987 Çeşme Festivaline Modern Talking de geldi, fakat Dieter Bohlen yoktu. 27 Haziran 1987 akşamı Thomas Anders, eşi Nora ve grupları İzmir Çiğli Havaalanı'na ayak bastı.

Çeşme Müzik Festivali gecesinde Nora, Thomas Anders'i engellerken görülüyor.O zamanlar devletin bir kuruluşu olan "Turban Çeşme" otelinde kalan çift, basının da yoğun ilgisiyle karşılaşmıştı. Ama Nora, Thomas'ın boynundan sanki yuları geçirmiş gibi, herşeyine karışıyordu. Thomas Anders ile röportaj yapmak isteyen muhabirlerle tartışıyor, fotoğraf çekmek isteyen gazetecilerin objektifini kapatıyor, Modern Talking hayranlarını engelliyor, bu da yetmiyor, Thomas'ın yüzünü eline geçen herşeyle saklıyordu.

Nora, Thomas'ı gündüz de engelledi Çeşme'de. En solda ise Dido görülüyor.Nora, Thomas ve insanlar arasında adeta etten bir duvar ördürmüştü. Thomas aslında insanlara iyi niyetli ve samimi davranıyordu. Fakat Nora, ne Türkiye'deki plakçısına ne de yüzlerce hayranına Thomas ile uzun konuşma, imza alma fırsatı vermedi. Thomas'ı adeta kukla gibi yönetti Nora.
Bunları yaparken de topluluğun Dido adlı menejeri de herkese kötü davrandı. Dido, bir Türk beldesinde olduğunu unutarak Türk gençlerini aşağılamaya, itip kakmaya çalıştı. Ve çoğu zaman da resmi Türk görevliler aracılığı ile başarılı da oldu.

Nora ve Thomas Anders Çeşme'de denize girerken.Thomas ve Nora Çeşme Turban otelinde kaldıkları süre içinde gün boyu plajla otel arasında mekik dokudu. Çeşme Festivali için beldeye gelen yıldızlar gezip eğlenerek halkın içine karışırken, Thomas ve Nora çifti bodyguardlar tarafından örülen etten duvarlar arkasında güneşlenmeyi tercih etti. Arada bir denize de girdiler. Bu esnada da fotoğraf çekmeye çalışan muhabirleri engellemek için Dido adlı menejerleri ortalığı birbirine kattı.

TRT TV 1'den naklen yayınlanan 2. Çeşme Uluslararası Müzik Yarışması'nın (Kısa geçmişi için tıklayınız) final gecesi Thomas Anders, arkada Nora ve bir sarışın bayanın da vokal yapmasıyla Brother Louie, Jet Airliner ve We Still Have Dreams adlı şarkıları playback olarak seslendirdi. Bu geceden görüntüleri aşağıda görüyorsunuz. Thomas Anders'in arkasında vokal yapan siyah ceketli bayan Nora'dır. Vokal yapan etekli kızın adı ise Utah.

TRT'den de yayınlanmış olan Thomas Anders'in Çeşme Müzik Festivali'ndeki görüntüleri. Kaynak: Emin Kutlu


Thomas Anders ve Nora Çeşme Kalesi'nde.Bir gün sonra ise Thomas nders tek başına 1500 kişiye Çeşme kalesinde bir konser verdi. saat 21.15'te başlaması gereken konser, Nora'nın çeşitli kaprisleri yüzünden saat 22.45'te başladı.

Thomas Anders, Çeşme Kalesi'nde konser verirken.Bu konseri 10 bin lira verip izlemeye gelen yüzlerce genç konser geciktiği için Nora'yı hep bir ağızdan yuhaladı. Önce Thomas alkışlarla sahneye çıktı, ardından çıkan Nora ise yine yuhalandı.

Thomas, "Jet Airliner" ile başlayıp "Cheri Cheri Lady" ile bitirdiği konserde 18 şarkı seslendirdi. Nora da arkada vokal yapmaktan geri kalmadı. Konser sonrası Thomas tekrar sahneye çıkmak istedi ama bu kez de menejer Dido'nun neden olduğu bir kavga yüzünden Thomas kulise dönmek zorunda kaldı. Thomas sahnede "Eylül'de yeniden geleceğiz" dedi fakat konser için Türkiye'ye o dönem bir daha uğramadı.

Bu arada Thomas Anders, o zamanlar Ahmet San'ın sahibi olduğu Çeşme 9,5 Disco'da da sahneye çıktı.

1987 sonunda Modern Talking'in dağılması, Türk Modern Talking hayranlarını da üzmüştü. TRT ve basın bu dağılma olayına çok ilgi göstermişti.

Grubun dağılmasından sonra solo olarak "Blue System" adı altında müzik yapmaya devam eden Dieter Bohlen de, 1988 yılındaki Çeşme Festivali'ne katıldı. Böylece yarım yarım da olsa ikili, Türkiye'de birer konser vermiş oldular. Bu dönemde Dieter Bohlen'in Çeşme'deki Eşek Adası'nda geziye katıldığı haberi ortaya çıktı ve o ziyaretle ilgili olarak sağda gördüğünüz fotoğraf gazetelerde yer aldı. Blue System grubuna bakıldığında İzmir'li müzisyen Hüsnü Baylav'ın klavyede 1987 ve 1988 yıllarında yer aldığı görülmektedir. Sol üstteki fotoğraf 1988 yılından. Soldan sağa : Joachim Vogel, Dieter Bohlen, Frank Otto ve Snoopy lakaplı Hüsnü Baylav. Hüsnü Baylav şu anda Alaçatı Turizm Derneği Başkanı olup, kiteboard/kitesurf eğitmenliği de yapmaktadır.

Blue System'in Türkiye'de de ilgi gördüğü zamanlarda Barış Manço, 7'den 77'ye adlı TV programında, 1 Temmuz 1990 tarihinde Dieter Bohlen ile röportajını yayınlamıştı.
TV 1'de (TRT-1) Dieter Bohlen ile röportaj
Barış Manço, 01.07.1990
Kaynak video : diskotek.arkaplan.com.tr


1995'e gelindiğinde, Türkiye'de hala Modern Talking'in şarkıları çalınırken, Thomas Anders'in solo şarkılarına ve Blue System'e pek rastlanılmıyordu.

Zamanla Thomas Anders ve Dieter Bohlen'e olan ilgisizlik büyüdü Türkiye'de ve unutulma noktasına geldi ikili. Yeni gençlik, bu grubun adını bile bilmiyordu artık. 80lerde 18-26 yaş arasında olanlar hatırlıyordu artık Modern Talking'i.

90ların ortalarında Türkiye'de özel radyoların çoğalmasıyla, FM kanallarında "You're My Heart, You're My Soul", "Princess Of The Night" gibi şarkılara tekrar rastladık. Fakat Modern Talking'in albümlerini bulmak gerçekten zordu. Girdiğiniz kasetçi dükkanlarında "Asla bulamazsın" gibi sert:) cevaplarla da karşılaşırdınız. Ki yanlış olmayan bir laftı bu, çünkü 1995'de "Let's Talk About Love" adlı ikinci Modern Talking albümünün kasetini bile Almanya'da satan bir yer bulmak çok zordu.

Türkiye'de o zamanların büyük müzik marketlerinden Raksotek gibi yerlerde, "The First Album" adlı Modern Talking kasetine rastlamak mümkündü ama. Çünkü Türkiye'de BMG Müzik A.Ş. kurulmuştu ve Modern Talking'in bu kasetinin dağıtımını Raks Müzik Yapım A.Ş. üstlenmişti 1995 civarında.

Modern Talking, nostalji olarak anılmaya başlarken, diğer şarkılarına ulaşmayı bırakın, şarkı sözlerini bile bulmak imkansızdı. Eski kitapçılarda belki eski Hey dergilerine, Modern Talking plaklarına rastlayabilirdiniz şansınız varsa.

İçler acısı olan; siz, Modern Talking plaklarını eski kitapçılarda ararken, plağı ormanda piknik yapan aile reisinin elinde mangal yellerken bulmanızdır. Ya da çöp bidonlarının yanında kırılmış plaklar... Ülkemiz insanının 'arşive' verdiği önem bu kadar işte... Modern Talking albümlerinin insanların evlerinde manasız şekilde durması da cabası. ( Yasemin Boran - Modern Talking ve Joe Strummer, 03.06.1998, Hürriyet)

90ların ortalarında Türkiye'de internet, sadece belli başlı kamu kurumlarında, üniversitelerin bilgisayar mühendisliği bölümlerinde yeni yeni kullanılmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştı. Bırakın internet'i, bilgisayar klavyesine dokunmuş çok az insan vardı Türkiye'de.
MModern Talking ile ilgili bilgilere, şarkı sözlerine vs. nereden ulaşmak gerekirdi? Zaten dağılmış olan bu grup hakkında aradıklarımızı nasıl bulabilirdik? Modern Talking hayranlığı açısından bir eksiklik olarak bu durum görülüp, dünyadaki ilk Modern Talking sitelerinden olan "Türkçe Modern Talking Sitesi" 1996'da sanal alemde doğdu, internet ve bilgisayar kullanımı açısından Türkiye'de durum böylesine kötüyken bile. 2002'de bu ad "Modern Talking Türkiye" olarak değişti tabii.

Gerçek Modern Talking fanları bu durumdayken, 1998'de grubun tekrar kurulmasına şahit olduk. 1998 yaz aylarında Kuşadası, Çeşme, Gümüldür gibi sahillerimizin diskolarında "Back For Good" albümünden şarkılara sıkça rastlayabilirdiniz.

Modern Talking geri dönmüştü ama 80lerdeki gibi Türkiye'de pek ilgi yoktu. Medyanın bu konuyla pek ilgilenmemesi de bir rol oynamıştır bunda. Birçok müzik kanalında Modern Talking'in yeni kliplerinin gösterilmesi Türkiye'de Modern Talking albümlerinin satışını ve Türkiye'de yeni Modern Talking hayranlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır yine de.

Back For Good, Year Of The Dragon ve America adlı Modern Talking albümleri Türkiye'de birinci sıraya çıkmıştır. Aslında BMG Türkiye pazarlama açısından daha etkin olabilseydi, Modern Talking, Türkiye'de Ricky Martin'den daha çok fırtına estirebilirdi 90ların sonunda. Avrupa'da nedense çok fazla ilgi göremeyen Modern Talking'in "No Face, No Name, No Number" adlı şarkı, 2000 yaz aylarında güney ve batı sahillerimizin vazgeçilmezleri arasındaydı, her diskoda ve plajda bu şarkıyı duymamanız imkansızdı.

Eskiden Modern Talking'i karalayan Blue Jean dergisi de, belki de derginin ekibinin gençleşmesine bağlı olarak, grubun birleşmesinden sonra, 90ların sonunda övgü dolu yazılar yazıyordu Modern Talking hakkında artık.

2000'e gelindiğinde Korsan CD satışının, internetin ve mp3'ün çok yaygınlaşması, Türkiye'de Modern Talking'in orijinal albüm satışını %97 oranında azaltmıştır. Son albüm "Universe" bile Türkiye'de korsan CD olarak toplam 5000 adet basılmıştır ve Universe albümünün orijinal kaset/CD satışı ise 3500'ü geçememiştir. BMG'nin Doğan Grubu ile anlaşma yapmasına rağmen.

Hal böyleyken Modern Talking'in Türkiye'de bir konser verme planı da suya düşmüştü. Bunda bir etken de BMG Türkiye'nin kapanmasıdır.

2003 ortalarında ise Modern Talking'in dağıldığı haberi yine Türk medyasının ilgisizliği ile karşılaşmıştı... Modern Talking ne yazık ki 80lerdeki kadar ünlü değildi 1998'den sonra Türkiye'de. Fakat kablo TV'nin bir çok eve girmesiyle, RTL'yi seyreden Türklerin çoğalması sonucu, Dieter Bohlen'in tanındığını belirtmekte de yarar var.

2004 yılına gelindiğinde BMG, özellikle 2004 Mart ayında Türkiye'de korsan üretim ve satışa karşı alınan yasal önlemlerle, Thomas Anders'in "This Time" adlı son solo albümünü Türkiye'de de piyasaya sunmak istemesinin yanında Türkiye'de yıllardır yapmadığı şeyi yapıyor promosyon çalışmalarına önem vermeye başlıyordu. Thomas Anders'in "King Of Love" adlı şarkısının yabancı müzik yayını yapan Türk özel radyolarında çalınmasını sağlayarak, istek alma oranına göre pazar yoklaması yapmaya çalışıyordu. Bunun en somut örneği, Power FM'deki istek listelerinde Thomas Anders'in bu şarkısının istek almasıdır.

Thomas Anders, 17 yıl sonra TRT ekranlarında yine canlı yayında.15 mayıs 2004 gecesinde de bir sürprize şahit olduk. Finali Türkiye'de yapılan 2004 Eurovision şarkı yarışmasında Almanya'dan puanları bildirmek üzere sunucu olarak seçilen kişi Thomas Anders'di. Saat 00:25'de TRT ekranlarında elinde Türk bayrakları ile görülen Thomas Anders, Türkiye'ye Almanya'dan en yüksek puan olan 12'nin verildiğini açıkladı.

Aynı dönemde Majör Müzik adlı Türk organizasyon şirketi'nden Ahmet Çataltuğ, 25 Eylül 2004'de İstanbul'da bir Thomas Anders konser organizasyonu planladığını, Thomas Anders ile görüşmelerin olumlu geçtiğini ve sadece anlaşma aşamasının kaldığı haberini sitemize bildirmişti. Fakat bu şirketten daha sonra bir ses çıkmayınca, konser de sadece "ortaya atılan" tarihi ile gerçekleşemeden kalakaldı.

Bir Türk yönetmenin NTV'de yayınlanmak üzere bir Modern Talking belgeseli hazırladığı haberi de ortaya çıkmıştı bir ara.

2005'te ise, hala bazı radyolarda Modern Talking şarkılarının da çalındığına şahit olduk. Thomas Anders ve Dieter Bohlen, kablo TV'den ve uydu aracılığı ile özellikle RTL ve Pro7'de Türkler tarafından takip edilmeye devam etti. 2005 yılındaki bir diğer gelişme ise, 09.08.2005 tarihli Akşam Gazetesi'nin haberine göre Thomas Anders'in 24-25 Eylül'de Ayasofya Meydanı'nda 'Kıtaların Konseri-Medeniyetler Buluşması' adlı bir organizyona katılıp Türkiye'de sahne alacağı şeklinde idi. Bu haber de gerçekleşemeyen bir bilgi olarak kaldı ne yazık ki.

3 Temmuz 2007 - BursaThomas Anders, İstanbul 2009Fakat 46'ıncısı düzenlenen Uluslararası Bursa festivali kapsamında 3 Temmuz 2007'de ülkemizde ikinci konserini veren Thomas Anders, RTN Organizasyon // UNIQ 'den Gülçin Kocakır'ın 13 Mayıs 2009'daki sitemize müjdesi ile üçüncü defa da Suada'da (İstanbul) 3 Temmuz 2009 tarihinde konser verdi. (Bu müjdeyi de sizlere sitemiz iletememişti ne yazık ki) Sahne önü biletlerinin 100 TL, normal biletlerin 70 TL olduğu konser öncesi timeout İstanbul dergisinden Seda Pekçelen Thomas Anders ile röportaj gerçekleştirmiştir.

timeout İstanbul, Temmuz 2009
Seda PEKÇELEN

Retro'ya Gel
Sevgili 80 jenerasyonu! En büyük eğlencemiz Modern Talking şehre geliyor, anılarınıza ihanet etmeyin, konsere buyrun! Modern Talking'den Thomas Anders kapımızda.

Daha önce Türkiye’ye geldiniz ancak İstanbul’da hiç sahne almadınız. Konser için heyecan var mı?
İstanbul’da ilk defa konser verecek olmam beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Konserin yeri de olağanüstü; düşünsenize iki kıtanın ortasında bir adanın üstünde olacağız. Konser, Retro Gold adlı 80’ler gecesinin bir parçası, o yüzden solo çalışmalarımı bir kenara bırakıp sadece Modern Talking döneminin tüm unutulmaz hit parçalarını seslendireceğim.

80’ler konusunda en güzel ve en kötü şey sizce neydi?
Biraz önce de söylediğim gibi 80’lerin renkli, üretken, eğlence ve coşku dolu kimliği bence o yılların en güzel yanıydı. Hiçbir şey bugünkü kadar kolay ulaşılabilir durumda değildi; o nedenle de sanki daha değerli gibiydi. En kötü şey ise bugün o dönemlerdeki kılık ve kıyafetli hallerime fotoğraflardan bakmak. Şaka bir yana çok da kötü bir şey yoktu bence o dönemlerde.

Daha önce Eurovision’a katılmıştınız. 2009 Eurovision Şarkı Yarışması’nı seyredebildiniz mi? Eurovision’daki müziği dinlenmeye değer buluyor musunuz?
Seyretmek ne kelime; Almanya’nın oylarını ben anons ettim. Haliyle Türkiye’nin parçasını da dinledim ve bence müzikal olarak gayet başarılıydı. Bu yılki yarışmayla ilgili ilk olarak şunu söylemek istiyorum; sahne, prodüksiyon ve görsel uygulamalar açısından Ruslar harika bir iş çıkardılar. Yani tek kelimeyle “Bol bol paramız var; alın size olağanüstü bir şov” dediler. İşin üzücü yanı Eurovision’un çıkış amacı olan ‘şarkı yarışması’ kimliğinden gittikçe uzaklaşarak ‘şov yarışması’ haline gelmesi. Kötü şarkılar kadar iyi şarkılar da var yarışmada. O yüzden ‘dinlenmeye değer’ şeyler mutlaka çıkıyor içlerinden.

Modern Talking bittikten sonra solo albümlerinizi yayınladınız. İstanbul’daki performansınızda sadece Modern Talking parçalarına yer vereceksiniz. Kendi parçalarınızı da seslendirmek istemez miydiniz?
80’lere adanan bir parti söz konusu olduğundan tabii ki yalnızca ‘You’re My Heart, You’re My Soul’, ‘Cheri Cheri Lady’ ve ‘Brother Louie’ gibi unutulmaz tüm Modern Talking parçalarını söylememi lütfen anlayışla karşılayın. Bakarsınız önümüzdeki günlerde solo çalışmalarıma ve cover parçalara da yer vereceğim özel bir performansla yine karşınıza çıkarım.

Yeni teknolojileri takip ediyor musunuz? iPod’unuz var mı; mp3 indiriyor musunuz?
Mümkün olan ölçüde takip etmeye çalışıyorum. Ancak artık 46 yaşındayım ve bazen teknolojiden biraz uzak bir yaşamı tercih ediyorum; o dönemlerde de ailemle huzuru İbiza’da yakalıyoruz. Ayrıca albümü ellerinin arasında tutmayı seven bir kuşağın bireyi olarak mp3 indirmeye çok da sıcak bakmıyorum.

Dieter Bohlen’le (Modern Talking’in diğer üyesi) görüşüyor musunuz?
Hayır!

Number One Tv'de Thomas Anders ile röportaj
İstanbul konseri öncesi Number One TV'de de Thomas Anders ile röportaj yapıldı.
Kaynak video : Emin Kutlu

1980'lerden gazete küpürleri:

19.01.1986, Milliyet


05.06.1986, Milliyet


21.01.1987, Milliyet


19.09.1987, Milliyet

İçeriğinde Modern Talking geçen, çeşitli dönemlerde basında yer alan yazılar / haberler:
- Modern Talking ve Joe Strummer, Yasemin Boran, Hürriyet Gazetesi, 03.06.1998
- 80'leri yaşamak ne güzelmiş, Yüksel ALTUĞ, Sabah Gazetesi, 26.08.2006
- Herkes burada, Nuri Alço nerede, Ayşe ÖZYILMAZEL, Sabah Gazetesi, 22.02.2008
- 'Nora' Kolyesi Kasada, Selin ÖZAVCI, Akşam Gazetesi, 13.06.2009
- Yaşlanmışsın görmeyeli Thomasım!, Ayşe ÖZYILMAZEL, Sabah Gazetesi, 07.07.2009
- Disco dinle, iyi hisset. Esra KARATAŞ, Taraf Gazetesi, 14.06.2010

- Modern Talking ve Joe Strummer, Yasemin Boran, Hürriyet Gazetesi, 03.06.1998
Bu iki ismin aynı yazı içinde daha önce geçtiğini pek sanmıyorum. İsimlere yabancı olabilirsiniz, o yüzden durumu açıklayayım. Joe Strummer, punk akımının en haysiyetli grubu olan ‘‘The Clash’’ın solistidir. 1980'lerde, punk kan kaybetmeye, çaptan düşmeye başlarken ‘‘Zamanı geldi, haydi bize eyvallah’’ deme cesaretini göstermiş, hayranlarının bütün ısrarlarına rağmen grubu dağıtmıştı.

‘‘Modern Talking’’ ise 1984 yılında Dieter Bohlen ve Thomas Anders adlı iki Alman arkadaş tarafından kurulmuş, üç yıl içinde özellikle Almanya -ve maalesef Türkiye'de- çok tutulmuş bir pop grubuydu. Daha sonraları Amerikalılar'ın ‘‘Euro-Trash’’, yani ‘‘Avrupa-Çöpü’’ olarak adlandıracakları bir müziğin öncüsü oldular.

‘‘Sepet sepet yumurta, sakın beni unutma’’ türü şarkı sözleri, gayet basit ritmler ve laf olsun diye değil, hakikaten sinir bozan vokallerden ibaret şarkıları, o dönemde inanılmaz ilgi gördü. Şöyle söyleyeyim, arkadaşların ilk hit'leri olan ‘‘You're My Heart, You're My Soul’’, şu anda 800 bin Alman vatandaşının evinde manasız bir şekilde duruyor.

‘‘Modern Talking’’, açıkçası sevilecek bir grup değildi. Hiç kimse Modern Talking'i sevmezdi, ama her yerde o çalardı. Anlaşılması zor bir durum tabii ki. Modern Talking'le ilgili bir sıkıntım olduğu herhalde belli oluyor. Ama bunun tek suçlusu ‘‘Modern Talking’’ değil tabii. O dönemin en sivrilen grubu olduğu için insan ister istemez direkt olarak her şeyden onları sorumlu tutabiliyor. Yani, tabii ki Yaşar Alptekin'le Yasemin Evcim'in dansçı gençlerin hayatını anlatan harikulade filmlerinin sorumlusu ‘‘Modern Talking’’ değil. Veya Comanchero çalan Kumburgaz diskoteklerinin, Malibu'nun açıklanamaz kadar yaygın bir şekilde Türkler tarafından tüketilmeye başlamasının (ya, bu arada son 7-8 yılda Malibu içen biri gördünüz mü?), Serpil Çakmaklı veya Hülya Avşar modeli olarak da anılan tuhaf saç toplama yönteminin, mavi boncuk takma salgınının, 'zımbalı' tabir edilen blue-jean'lerin sorumlusu da tabii ki onlar değil. Ama o ‘‘Modern Talking’’ dendiği anda çok azını sıralayabildiğim bu felaketler de birbiri ardına hücuma geçiyor sanki.

Her neyse, olayı toparlayalım. ‘‘Modern Talking’’, ‘‘Back For Good’’ adında bir albüm yayınladı ve müzik dünyasına dönüş yaptı. ‘Kim çağırdı, şu dönemde bu arkadaşlara tekrar ihtiyacımız var mıydı, kapanmış yarayı kaşımanın ne anlamı var’ türü sorulara vereceğim cevapları üç aşağı beş yukarı tahmin edersiniz herhalde. Eski şarkılarını almışlar, fazlaca değiştirmeden bir ‘‘best-of’’ gibi -dört yeni şarkı da var- bir albüm yapmışlar. Arkadaşım Sanlı Ergin'le uzun bir süre tartıştıktan sonra, (O, 'Yapma' dedi, ben, 'Bırak beni, yapacağım') albümü dinleme kararı aldık. Hiçbir değişiklik yok. Geldi Brother Louie, gitti Cheri Cheri Lady... Bir saat sonunda ruhumuzu sıkan mengeneyi gevşetme kararı aldık ve kaseti çıkardık...

Şimdiii; Joe Strummer'ın bu olayla ne alakası var diyeceksiniz. Haklısınız. Bir süre önce Roll Dergisi'nde Joe Strummer'la yapılmış uzun bir röportaj yayınlandı. Strummer artık üç çocuk babası, arada iyi filmlere müzik yapan, bazılarında oynayan bir adam. Strummer aradan yıllar geçse de, hızı kesilmeyen ‘‘Hadi baba dön artık’’ ısrarlarına şöyle cevap veriyor: ‘‘Ortada zaten bir sürü kazma var. Vasat albümler, vasat kitaplar, vasat filmler var. The Clash'ın anısına saygı göstermek en iyisi. Ben bir Bee Gees konserine gitsem, Massachusetts'i dinlemek isterim. Biz bugün konser versek millet Rock the Casbiah'ı dinlemek isteyecek. Haklılar. Ama ben artık onları çalmak istemiyorum. Ben yerimden memnunum, siz de memnun olun.’’

Dergiyi kaybettiğim için cümleler birebir olmayabilir. Ama cevabı bu minvaldi. Joe Strummer söyleyeceğini söylemiş, ben daha ne diyeyim?

- 80'leri yaşamak ne güzelmiş, Yüksel ALTUĞ, Sabah Gazetesi, 26.08.2006
1990'dan sonra doğanlar için birazdan yazacaklarım, pek fazla bir anlam ifade etmeyecektir. Lütfen büyükleri, onlara tercüme etsin... Ben 80'leri yaşayan şanslı kuşaktanım. Bunu fark etmemi sağlayan, bir kitap oldu. Muharrem Kaşıtoğlu, 60'lar Hikaye, 70'ler Terane, 80'ler Şahane adlı kitabında 80'li yılların, o solmaya yüz tutan renklerini bir araya getirip şahane bir nostaljik tablo oluşturmuş. Sanırım insan yaşlandıkça eskiyi daha çok özlüyor. Yıllar geçip de dünü hatırladığında, bugünden daha az zevk alıyor. Kaşıtoğlu'nun kitabı bana ne kadar hızlı büyüdüğümü ve insan belleğinin su gibi akıp giden zaman karşısında ne denli aciz kaldığını bir kez daha hatırlattı. Kitabı benim açımdan ilginç kılan özellik ise televizyon tarihçesinin kısa bir özetini de içeriyor olmasıydı. Orta yaşın üzerindekiler, şimdi eski bir Madonna, Modern Talking ya da George Michael kasetlerinden birini teybe koyup, aşağıdaki liste eşliğinde zaman yolculuğuna çıkabilirler...

* Unuttunuz mu? Televizyonlara bandrol yapıştırırdık.

* Sürekli inip çıkan voltajı sabit tutmak için regülatör kullanırdık.

* Siyah-beyaz televizyonlar renkli göstersin diye (tabii ki tek renk) ekranın önüne plastik cam takardık.

* Şu reklam sloganlarını hatırlıyor musunuz? 'Her gelin kızın rüyası, Zetina dikiş makinası...' 'Ho, ho, ho Hoover, süpürür döver, her yeri temizleyen, Hoover Hoover Hoover!..' 'Akbank'a mı gidiyorsun?' 'Akşama babacığım, unutma Ülker getir!' 'Kıskanç bayanlar, eşinize Eros giydirmeyin!..'

* Ya Şenay'ın ekranda sık sık söylediği şarkıya ne buyrulur? "Honki ponki tonino çalina bimbo porino, muşi muşi popozo kozizo, şiki şiki şayne tikitak tok!.."

* Peki ya çizgi filmler? "Atom Karınca geliyooooor!.." Ayı Yogi, Pembe Panter, Heidi, Vikingler, Jetgiller, Taş Devri, He-Man... Söyleyin, aranızda Voltran'ı oluşturmayan kaç kişi var peki?

* Dizi mi dediniz? Charlie'nin Melekleri, Dallas, Flamingo Yolu, Shogun, San Fransisco Sokakları, Beyaz Gölge, Görevimiz Tehlike, Mavi Ay, Lessi, Flipper...

* Ya anlamını bile bilmeden mırıldandığımız o şarkılar? Madonna'dan 'La is la Bonita', Michael Jackson'dan 'Bed', Steve Wonder'dan 'Ay cast kuul, tu sey, ay lav yuu!' Joe Cocker'dan 'An çey may haaaar' Grubun biri 'Big in Japan' diyor. Grubun adının ya da niye 'En Büyük Japonya' dediğinin önemi yok. Sarıveriyoruz dilimize... 'Enadır dey in paradays', 'Ra, ra rasputin', 'Da da da, aha aha aha' ve ille de Feliçita...

* Durun, daha bitmedi... Kitaptan bir kaç kelime daha yazayım da, biraz daha "Vay be, ne yıllardı" deyin: Necefli maşrapa, çivit, gazoz kapağı, dekman, Banker Kastelli, bakkal kokusu, Tipitip sakızı, ağlayan çocuk posteri, Commer minibüs, taksilerin cam kenarında uzayan siyah-beyaz damalar, yassı pil, leblebi tozu, üç korner bir penaltı, kukalı saklambaç, endetura bir ki üç... Evet yaşlanmışım, ama iyi ki 80'leri yaşamışım...

- Herkes burada, Nuri Alço nerede, Ayşe ÖZYILMAZEL, Sabah Gazetesi, 22.02.2008
Scotch da Scotch! Kış başından beri İstanbul gece hayatında en sık duyulan mekan adı! Gece gezenler ille de finali Nişantaşı'ndaki Scotch'da yapıyorlarmış. Aman da ne eğleniyorlarmış. Scotch aslında pavyonmuş, 60'lardan beri varmış, o zamanların en popüler yeriymiş... Şimdilerde de bizim ünlüler gecenin kör vakti Scotch'a gidip, misket havasında döktürüyormuş. Giden anlata anlata bitiremiyordu yani... Powertürk gecesi çıkışında dediler "Hadi Scotch'a". Fırsat bu fırsat gittik. Daha kapıda nostalji başladı. Nerede Reina tipi mekanların kapısındaki kulaklıklı, telsizli, siyah takımlı çam yarması korumalar. Tiril tiril beyaz gömleğin üstüne atmış ceketi, kollar geride yelken pozisyonunda bir abi karşıladı bizi. Merdivenleri inince de yüzünde güller açan şef. İçeride kırmızı ana renk! Localar yan yana dizilmiş, ortada dans pisti, Modern Talking'den 'Cherry Cherry Lady' çalıyor. 80'lerin Türk filmi disko sahneleri misali. Az sonra Serpil Çakmaklı ve Banu Alkan karşılıklı saçlarını bir sağa bir sola atarak dans edecekler, Nuri Alço da bir kenarda genç kızların içkisine ilaç katacak sanki. Vakit geçtikçe Powertürk gecesinde kim varsa damlıyor Scotch'a. Türkçeler, yabancılar, 80'ler, Ajdalar ne bulursa çalıyor DJ ve çok eğlendiriyor. İlk defa İstanbul alemcisi onu bunu kesmeden gecenin tadını çıkarıyor. Umarım üç vakte kadar Scotch'un suyunu da çıkartmazlar tabii.

- 'Nora' Kolyesi Kasada, Selin ÖZAVCI, Akşam Gazetesi, 13.06.2009
Sene 1984; Alman ikili Thomas Anders ve Dieter Bohlen, synthesizer'ın bütün ihtişamı ve disko ışıklarının büyüsüyle dolu ilk albümleri 'The 1st Album'ü yayınladı ve müzik tarihinde 'kült' olacak bir isim, Modern Talking doğumunu kutladı...

80'li yıllarda kendi paramla ilk satın aldığım albüm Modern Talking'in çıkış albümüydü. Dolayısıyla 3 yıllık bir birlikteliğin ardından ayrılan ve 90'larda birkaç yıl için bir araya gelip ancak ikinci seferde de işi yürütemeyen ikiliden, Thomas Anders'ın İstanbul'a geleceği haberi bende de heyecan yarattı. Zira 80'lere dair bütün kişisel anıların canlanmasına denk düşen bir haberdi bu.
Kariyerine solo olarak devam eden ve 3 Temmuz gecesi RTN organizasyonuyla SuAda'da 'Retro Volume 1' serisi kapsamında konser verecek olan Thomas Anders'la 80'leri ve Modern Talking'i konuştuk.

- 8-9 yaşındayken aldığım ilk kaset bir Modern Talking albümüydü. O eski günleri hatırladığımda son derece nostaljik geliyor. 80'leri ve o görkemli dönemleri nasıl hatırlıyorsunuz?
İlk aldığınız kasetin Modern Talking olduğunu duymak çok güzel. 80'ler bambaşka bir dönemdi; renkli, üretken, cıvıl cıvıl... Benim açımdan da başarı basamaklarını birer birer çıktığım yıllardı. Tabii ki o zamanı büyük bir keyif duyarak hatırlıyorum.

- Modern Talking'in parçası olmak ve dünya çapında milyonlarca albüm satmak nasıl bir duygu?
Aslında tüm bu çılgınlık 'You're My Heart, You're My Soul' ile başladı ve ondan sonra da Modern Talking kavramı bizim dışımıza da çıkarak dizginlenemedi. Toplam 120 milyonu aşan albüm satışları ve 420 altın ve platin plak ödülü; üstüne de konserlerde 10 binlerce müzikseverin karşısına çıkmak... Bundan daha güzel bir duygu olabilir mi?

- Müziğinizde her şey romantizm ve synthesizer'ın sesi miydi? Sanmıyorum! Bize biraz da ikilinin büyüsünden bahseder misiniz?
Büyü mü bilemiyorum ancak bence doğru zamanda doğru müzikle insanların karşısına çıktık. Onlar da bizi benimsediler ve duygularımızı paylaştılar. Söz, müzik, görüntü ve fantezinin güzel bir uyumunu yakaladık. Herkesin, İngilizce bilmeyenlerin dahi, rahatlıkla eşlik edebileceği parçaları yarattık. O yüzden de aradan yıllar geçmiş olsa da hala keyifle dinleniyorlar.
80'LERDE TUTKU VARDI
- Biraz kişisel olacak ancak eski eşiniz Nora Balling'i sormak istiyorum... 80'li yıllarda hayranlarınız onu ve onun adının yazılı olduğu kolyenizi fazlasıyla kıskanıyorlardı.
Nora konusunda çok fazla konuşmak istemiyorum. Şu anda ikinci eşimle ve oğlumla mutlu bir aileyiz. Geçmişi geçmişte bırakmayı tercih ediyorum. O bahsettiğiniz kolyeye gelecek olursak; onu hepi topu 2 yıl taktım ve bundan 19 yıl önce kasaya kaldırdım. İnsanların hala bu kolyeden bahsediyor olması sizce de inanılmaz değil mi?

-Müzik, moda, politika ve hemen her konuda 80'ler biraz çılgın ve tuhaf bir dönemdi...
80'lerde hayatın her alanında çılgın bir hareketlilik vardı. İnsanlar birçok şeye bugünkü kadar kolayca ulaşamadığından o şeylere daha çok değer veriyordu. Müzik söz konusu olduğunda sevdiğiniz bir plak veya kasete sahip olmak önemliydi. Şimdi ise internet üzerinden her şeye hemen ve çaba göstermeksizin ulaşmak sanki birtakım duyguları köreltmeye başladı. 80'lerde duygular daha yoğundu; tutku vardı. Bugünse o yoğunluk yok.

- 2000'li yıllardan bahsedecek olursak... Müziğe ve hayata bakış açınız nasıl değişti?
Artık karşınızda 46 yaşında, stil sahibi bir adam var. Aynı zamanda sevgi dolu bir aile babası. Haliyle tüm bunlar müziğime de yansıdı.

- Grubun diğer parçası Dieter Bohlen'le görüşüyor musunuz? Hala birlikte müzik yapıyor musunuz?
Tek kelimeyle 'hayır!'

MODERN TALKING'I DIETER'İN EGOSU BİTİRDİ
- Bohlen'le 90'ların sonunda yeniden bir araya gelip 2003 yılında tekrar ayrıldınız. Ayrılık sebebi müzik konusundaki düşünce farklılıkları mıydı yoksa kişisel sorunlar mı vardı?
İlk ayrılıktan sonra bir dönüş albümü için talep aldım fakat bu konuda emin olamıyordum. İlk dönemimizde yakaladığımız inanılmaz başarının tekrarlanamayacağını düşünüyordum. Fakat plak şirketiyle konuştuktan ve pazarlama konusunda destek sözlerini aldıktan sonra onay verdim. Dönüş albümümüz 'Back For Good' ile müzik tarihinin en başarılı dönüşlerinden birine imza attık. 'Back For Good', 1998 yılında dünya çapında en çok satan 5. albüm oldu. Ancak ilk ayrılıkta yaşadıklarımız aynen tekrarlandı. Dieter ve ben birbirine tamamen zıt iki karakteriz. Onun sınır tanımayan egosu uzun bir süre bir arada kalmamızı engelledi.

- Modern Talking şarkıları içinde favoriniz hangisi?
O dönemden sevdiğim birçok parça var ancak yine de tüm bu çılgınlığı başlatan şarkı olması nedeniyle 'You're My Heart, You're My Soul'un yeri bir başka.

- Geçmişe dönmeniz mümkün olsaydı Modern Talking ikilisi ile ilgili neyi değiştirmek isterdiniz?
Modern Talking keyif duyulacak bir başarı hikayesiydi. O yüzden hiçbir şeye dokunmadan bırakalım her şey olduğu gibi kalsın.

- Yine o dönemden asla unutmayacağınız en çılgın anınız nedir?
Çılgın demeyelim ama Şili Santiago'da 85 bin kişinin karşısında verdiğim konseri hiçbir zaman unutamam. Herkes hep bir ağızdan şarkılara eşlik ederken, gürültüden neredeyse orkestramı duyamaz hale gelmiştim.

- Daha önce Bursa ve Çeşme'ye gelmiştiniz. Bu sizin İstanbul'daki ilk konseriniz olacak. Bizi nasıl bir performans bekliyor? Ve İstanbul hakkında planlarınız nelerdir?
Evet, Çeşme ve Bursa'da coşku dolu seyircilerin önünde birer konser vermiştim. 25 yılın ardından İstanbul'da ilk defa konser verecek olmam ise beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Konserin yeri de olağanüstü; düşünsenize iki kıtanın ortasında bir adanın üstünde olacağız. Konser, Retro Gold adlı 80'ler gecesinin bir parçası, o yüzden solo çalışmalarımı bir kenara bırakıp sadece Modern Talking döneminin tüm unutulmaz hit parçalarını seslendireceğim... 'You're My Heart, You're My Soul'dan 'Cheri Cheri Lady'ye kadar her şey çalınacak. Birbirinden yetenekli müzisyenlerden oluşan grubuma da çok güveniyorum. İstanbul'daki hayranlarıma, bolca eğlenecekleri ve uzun süre unutamayacakları bir performans sözünü verebilirim. Konser dışında ise mümkün olabildiğince İstanbul'u gezmeye çalışacağım.

SELİN ÖZAVCI

- Yaşlanmışsın görmeyeli Thomasım!, Ayşe ÖZYILMAZEL, Sabah Gazetesi, 07.07.2009
Dağ gibi arkadaşım gözlerimin önünde eridi!
Hey gidi hey!
Tarih: 3 Temmuz Cuma Saat: 01.00 Olay yeri: Suada "İpek! Orada mısın?" İpek kollarını bağlamış, tek noktaya bakmıştır, sadece cızırtı çıkarır "Iııı". "İpek! Geçti canım geçti..." İpek şarkı söylemeye başlar: "Yaşlanmışsın görmeyeli, şişmanlamışsın, evlendin mi, kaç kere..."
Geçen perşembe İpek, iki büklüm yanımda bitti. "Ayşe! Bugüne kadar senden bir şey istedim mi?"

MICHAEL DA GİTTİ...
Teknik olarak "Hayır" cevabı vermem gerek ama altından ne çıkacak merakından bozmuyorum: "Yok canııım!"
İpek devam: "Yarın akşam Suada'da Modern Talking'e gidelim mi?" "Aaa olmaz! Yalın'a gidiyoruz." "Ya lütfen Ayşe n'olur."
Duruma uyanıyorum, İpek bir şeyin peşinde...
Meğer bizim kızın ilk aşkı, Modern Talking'in solisti Thomas'ıymış.
Babası odasına poster asmasına izin vermezmiş, o da gizli gizli gardırobunun iç kapağına yerleştirmiş Thomas'ını.
Her sabah Thomas'ın fotoğrafına öpücük kondurmadan evden çıkmazmış. (Deli mi ne?) Devamlı hayaller kurarmış. İpek Thomas'la evli, İpek'le Thomas'ın boy boy çocukları var. İpek Thomas'la tatilde, İpek Thomas'la teknede...
Bildiğiniz Thomas'la kafayı yemiş, çok şizofren hareketler bunlar! "Bak" dedi "Michael'ı da kaybettik (Sanırsınız amcaoğlu) dünya gözüyle Thomas'ımı görmeden gidersem kahrolurum...

" ALLIK SÜRSEYDİM BARİ "
Tamam İpoş, sözüm söz, seni Thomas'a götüreceğim ama önce Yalın."
Yalın konseri 21.00'de Kuruçeşme Arena'da, Thomas 23.00'de 'Suada'da. İpek'le Arena'da buluştuk.
Bir Yalın söylüyor, bir biz.
Nasıl keyifliyiz!
Bir ara gözüme takıldı; İpek ağladı ağlayacak, aklı Thomas'ta.
Meğer saat 23.00'ü geçmiş.
Hemen Suada'ya attık kendimizi.
Eğer bu konseri kaçırırsa, bir ömür kölesi olmak zorunda kalırım. Allah'ım sen yardım et!
Suada'daki konser alanına koşa koşa giriyoruz. "İpeeek?"...
Aaa bizimki toz bulutu oldu, kayboldu.
Arıyorum arıyorum, yok!
Meğer bir Thomas'lık arkadaşlığımız varmış. İyisi mi dışarıda oturup bekleyeyim.
Konser bitiyor, İpek yanıma geliyor, dilinde Yalın'ın şarkısı "Yaşlanmışsın görmeyeli, şişmanlamışsın, evlendin mi, kaç kereeee..." "Kızım yaşlanmış be! Hey gidi Thomas hey!"
O sırada Reina-Suada'nın her şeyi Ali Ünal katılıyor bize.
Ali'nin kulağına eğilip, durumu anlatıyorum.
Ali, İpek'le Thomas'a tanışma ayarlıyor.
İpek şok! "Daha ne istiyorsun. Dünyanın gelmiş geçmiş en uzun Secret'ını sen yaptın, yürüüü!"
Aaa! Bizim girişken İpek'e bir haller gelmez mi? "Yok! Bayılırım! Ölürüm!"
Tutup kolundan götürüyoruz.
Yolda hâlâ konuşuyor "Ay iki allık sürseydim, parfüm sıksaydım bari..." "Korkma, Thomas'a komaz canım!" (Ne kötü espri offf)

İPEK'E ULAŞILAMIYOR
Kulis'e giriyoruz. Thomas'la İpek karşı karşıya!!!!
Sanırsınız İpek orada değil!
Kolları bağlamış, yüzü kıpkırmızı, dikiliyor.
Ben de kızını şöhret etmeyi kafasına koymuş anneler gibi çekiştirip duruyorum. Çok eğleniyorum ya, ayrııı.
Diyorum "Thomas bu İpek." Sanırsınız Thomas yüz yıllık kankam. Bu ne rahatlıksa. Eh! İnsan ancak hayran olunca tutuluyor galiba. İpek elini uzatıyor.
Ben arkadan itiyorum "Öpsene İpek!"
Soruyorum: "Bi fotoğraf çekinebilir miyiz Thomas Bey?" Adam samimiyetle kabul ediyor.
Makina geliyor. Thomas, İpek'e kol atıyor, İpek'in kalbi küt küt! Aa! makinanın flaşı kapalı. "Pardon" çekiyorum, flaşı açıyorum.
İkinci deneme... Aa! Makinanın hafızası dolu!
Yine "Pardon", bu sefer fazla fotoğrafları siliyorum. İpek'ten ses, "Hayat beni neden yoruyosun!" Üçüncü denemede işlem tamamlanıyor.
Vedalaşıp, masamıza dönüyoruz. İpek kilit! Ben arkadaşımı hiç böyle görmedim. Gerçekten aklım almıyor bu hayranlık durumunu...
Tamam, beğenirsin ama abartma, o da insan. Ne desem olmuyor, aradığımız İpek'e yarım saat boyunca ulaşılamıyor.
Sonra ilk tepki geliyor: "Salak kafam!"
Hayırdır? "Keşke daha sıcak davransaydım, niye ağır yaptım ki? Tutmayın beniii, Thomas'a gidiyorum. Seviyorum lennn!"
Hah! Kayış tümden koptu...r /> Demek ki; hayranlık denen şey bünyeye girdi mi, bir de hayallerle süslendi mi yapacak hiçbir şey yok! Akıl evden gidiyor, insan kendini unutuyor, sadece ondan ibaret oluyor.
Kim bilir belki de güzel bir his olsa gerek. Ne dersiniz?

- Disco dinle, iyi hisset. Esra KARATAŞ, Taraf Gazetesi, 14.06.2010
Psikolog DJ Cenk Erdem, Psycho Disco adlı albümünde disco müziğin insan ruhuna yararlarından bahsediyor ve iyi hissetmek isteyenlere müzikli bir tedavi öneriyor.

Psikolog DJ Cenk Erdem, ilk albümü İyileştiren Şarkılar’dan sonra yeni bir albümle yaza “merhaba” diyor. Sony Müzik etiketiyle çıkan Psycho Disco isimli çalışmasıyla 60-70-80’li yılların en popüler 15 disco şarkısını bir albümde toplayan Cenk Erdem hayli heyecanlı. Aretha Franklin’den Bony M’e, Rick Astley’den Modern Talking’e bir dönemin hit disco parçaları, bizi “o yaz”lara götürecek. Erdem dj’liğini yaptığı son albümünü “benim en güzel şarkım” dediği annesine ithaf ediyor.
Dans edince kendimizi iyi hissederiz ama aslında bizler klasik müzik dinlemenin insan ruhunu iyileştirdiğini bilirdik. Disco müziğin nasıl bir etkisi var insan ruhuna?

Klasik müziği tercih edenler olduğu gibi Osmanlı’da makam müzikleriyle de melankolik hastalar tedavi edilmiştir ama benim reçete gibi bir iddiam yok, sadece dansla yaşam enerjimizi yükseltelim istiyorum. Üstelik, birine iyi gelen müzikler bir başkasına kötü gelebilir. Kendi hikâyemde, doğduğum günden itibaren ailemde herkesin pop müziğe ilgisi vardı. Avşa’da gizli olarak kulüplere götürdükleri olurdu beni, orada Boney M dinlerdim. Küçükken sevdiğim arkadaşlarıma karma albümler yapıp kasetler hediye ettiğim olurdu. Dans müziği hepimize iyi gelir, psiko dinamik kuramda da bu ilişkiyi bulabilirsiniz zaten. Ana rahmindeyken ilk duyduğumuz kalp ritimleridir ve hepimiz bu tınılara duyarlıyız ve bu tınılar bizi mutlu ediyor.
Disco müziğin felsefi bir altyapısı var mı?

Disco müzik Amerika’daki Latinlerin, siyahların, azınlıkların rock müziğin hâkimiyetine tepkisi olarak başlıyor. Biliyorsunuz rock beyaz müziğiydi. Disco serbestçe dans etmeyi, kendini ifade etmeyi, şehvetli bir şekilde özgürce şarkı söylemeyi kollektif bir eğlence biçimine dönüştürdü.
Disco müziğinden önce siyahlar, caz müzikle kendilerini ifade etmişlerdi. Beyazlar da o zamanlar siyahların bu müziklerini seslendiremiyorlardı. Bu, ezilen bir ırk olarak onların çığlığıydı. Yaşadıkları dönemle mi ilgili acaba disco tarzına yönelmeleri?

Yaşanılan dönemde, 1972’den itibaren, New York’ta gece kulüpleriyle disko kültürü başlıyor. Sadece siyahların, Latinlerin değil kadınların da sesini duyuran bir harekete, ayrıca bir cinsel özgürlük hareketine dönüşüyor. İlk kadın DJ Karen Cook bu dönemin yıldızı. Genel olarak siyah vokallerin disko müziğine hâkimiyeti, sonrasında postdisko döneminde Stock Aitken Waterman üçlüsüyle ardı ardına İngiltere’de hitler çıkarken bu kez de siyah sesli Rick Astley’le karşımıza çıkıyor. Never Gonna Give You up , bu dönemi başlatan şarkılardan biri ve psycho disco’nun listesinde var. Yine hip hop kültürünü doğuran da disko ve bu yüzden albümde disko sampleları kullanan şarkılardan Dj Jazzy Jeff ve Fresh Prince’den , Ring my bell’i seçtim. Disko tarzı o dönemin kendini daha çok ifade etme ihtiyacı ile ilgili…
Albüme koymak istediğiniz ama alamadığınız parçalar var mı?

Sony Music Türkiye ailesine beni Esra Kocadoğan davet etti ve müzik zevklerimiz o kadar uyuşuyor ki, aynı heyecanları duyduk ve içimde kalan pek bir şarkı yok, ama Eurythmics’ten Sweet Dreams‘in de peşine düşmüştük, ancak yakınlarda bir best of çıkaracakları için şarkıyı geri çektiler. Mesela albüme Donna Summer, Hot Stuff’ı vermedi ama listemde Jackson 5’tan , Boney M’e en büyük disko efsaneleri var.
Albüm kapağı da ilginç bir çalışma olmuş. Disco ışığının örümcek kaplaması ve Hitchcock’un pyscho filmine gönderme de var. Tasarımdan bahsedebilir miyiz biraz?

Tasarım kardeşim R.Can Erdem’in yaratıcılığı. Mimar Sinan Üniversitesi Heykel mezunu, şimdi Kanada’da yaşıyor. Beni çok iyi tanıyor ve psiko eğitim çalışmalarındaki psiko kısmını disko’ya uyarlarken böyle bir çizim yaptı. Sony’deki herkes kapağa bayıldı. Hem retro bir gönderme var, hem de disko delisi bir psikolog.
Sony albüm seçimlerinde sizi tamamen özgür bıraktı mı?

Daha önce ilk projem İyileştiren Şarkılar‘ı , Universal etiketiyle yayınlamıştık, nasıl ruha iyi gelen şarkıları seçerken özgür bırakıldıysam, Sony Music Türkiye de en başından itibaren beni özgür bıraktı. Bu konuda çok şanslıyım. İzinleri daha kolay alınabilecek şarkılar vardı ama ben tamamen gönül işi yaptım, sevmediğim ve bu konsepte uymadığını düşündüğüm tek bir şarkı yok. Dans şarkılarını ezberlettiğim anneme, Semra Erdem’e, hediye ettiğim, bir yandan da sadece en sevilen dans şarkılarını değil, farklı dönemlerin herkesteki anılarını topladığım bir albüm oldu. Modern Talking’ten , You’re my heart You’re My soul‘u bir Euro Disco hiti olarak sevmeyen var mı?

Finalde ise Kanat Atkaya'nın Modern Talking'e ufak ufak sataştığı yazılarından ve albüm eleştirilerinden örnekler verelim: Pilgrimage - 9 Songs of Ecstasy, Modern Talking - Back For Good, C.C.Catch - Best of '98, Modern Talking - Alone, Sandra - My Favourites, '80 Kuşağı Buluştu, Tasası Bana Düştü, Modern Talking - America, Joss Stone - The Soul Sessions, Kabakulak Kriterleri Beastie Boys - Solid Gold Hits, Sandra-Reflections, Kuschelrock 19, 80's, Uzun Saçlıya Müzik İşkencesi ve Aniden Bir Çekleşme İsteği Geldi.

Kanat AKKAYA :
"Geçmişte "kıromanje" algılanan bazı şeyler zaman içinde “kitsch” bir kırılma/dönüşüm yaşayarak serinkanlı bir havaya bürünebiliyor.
Mesela Modern Talking.
1980’lerde çok affedersiniz kıroluğun açık ara önde gideniydi: Bradır Luvi, Luvi, Luvi!
Hay bin tombul, zımbalı kotlu, sinsi kunduz!
2000’lerde gençlik hatırasının peşinde kulüpleri dolduran ‘genç irisi’ kitleler için Modern Talking “Ah-ha-hay gençliğimiz!” müziğine dönüştü."